Hayat ve Olanlar

selamlar. size aynı düşüncelerimde olduğu gibi hiçbir şeye bağlı kalmadan seslenmek istiyorum. “serbest atlayış” düşüncelerime bu ismi taktım. hayatım ve düşüncelerim arasında böyle bir bağ vardı. her ikisi de yükseklerden aşağıya bir düşüş…

       eve attığım kedi

benliğime nüfus etti

birkaç ay önceydi. dinlediğim şarkının etkisine kapıldım. adımlarımı yavaşlatıp yolumu uzatma isteğime engel olamadım. cami önünde bir kedi etrafından geçen insanların paçalarına yapışıyor, sevin beni diye yalvarıyordu. az sonra sıra bana gelecekti. onunla karşılaşmamıza 20 adım ya var ya yoktu. içimden dualar ediyordum. onu ben sevmeliyim. aman aman sakın durup eğilmeyin sakın elinizi o kedinin başına sürüp sevmeyin ben geliyorum… koşsam ama kaçarsa hem şarkım aşırı slow neyse neyse yetiştim. şimdi önümde mükemmel sahneler canlanıyor. kucağıma alıp caminin bahçesine doğru geçtim. kulaklığımı çıkardım bir kedinin hrrr sesinden daha güzel bir şarkı olabilir mi? düşüncelere kapıldım. “hrr hrrr hrrr hrrr” kedicik durur musun bir şey düşünmeye çalışıyorum. kediler bana, hem de hiç çaba sarf etmeden bilinebilecek her şeyi öğretiyor. sanki kediler hayattaki her şeyi biliyor. daha çok olmalılar... yok, o kadar çok hrr’lıyor ki düşüncelerimin sesini duyamıyorum. seni eve götürsem ya? telefonum çalıyor.

-         - alo efendim anne, bak şu hrr sesine, geliyor mu oraya?

-         - nerdesin oğlum ekmek almaya gittin yapmaya değil, ahh bu espri klasiktir zaten kesin yapılır.

-          -aaa doğru unutmuşum ekmek alacağımı. dur dur ekmek elimde. almışım. ekmek aldığımı unutmuşum. geliyorum beş dakikaya.

hey kedicik seni eve götürsem mamam yok ama alırız hem petek yanında yatarsın olur mu. hrrrrrrr….

        bu binaları lego oynarken yapardık

bu binaları demem aslında saçma gibi lakin "bu binalar" dediğimde aklınıza gelen şeyden bahsediyorum. güzel bir bina geliyorsa aklınıza şanslısınız. 

inşaat inşaat inşaat her yer inşaat. hafriyat kamyonları her yerleri doldurmuş toz toprak "zzz zzz zzzz" bitmek bilmeyen matkap sesleri. başım ağrıyor. on yıl sonra evimin yanında çevresinde hâlâ inşaat görürsem sokakta ağlarım. neden her yerde binalar var oldular? o kadar da çok olmamalıydılar...

benliğime nüfus eden kediciği bulduğum yerde bir okul, cami ve bir de öğrenci yurdu var. okul ve öğrenci yurdu yıkıldı. cami de yıkılacak ve tabi ki yeniden yapacaklar. ülkemizde en hızlı yapılan bazı şeyler var. mesela bir yer diyelim ki yıkılacak bugün yıkılır. yarın bina dikilebilir. ama nedense bu arsa bomboş duruyor. enteresan... geçenlerde bir apartman gördüm. nasıl betimleyebilirim bilmiyorum ama o apartmanı satın alsam tapuyu elime alır almaz benim mi burası, benim “yıkın ulan!” derim. ne kadar kötü olduğunu dilimizdeki sıfatları kullanarak açıklayamam. içime sinmeyen bu yapıların içinde yaşıyorum. içimize sinmeyen dünya da üzerimize siniyor. sigara gibi sigara evet evet, dünya sigara...

     bir pirinç tanesi de en az benim kadar var

gereğinden fazla empati kuruyorum. bulaşık yıkarken tabaktaki bir pirincin “atalarımdan arta kalan tohumlar toprağa ekildi. bana hayat oldu yeteri kadar büyüdüm biçildim. fabrikaya gittim, milyonlarca ambalajdan şu karşı dolabın içindeki pakete denk geldim. sen de markete gelip bu paketi aldın. birazımız pişti sen yedin pişenleri. işte ben bütün varoluşumla karşındayım beni yemedin ve birazdan borudan kanalizasyona gideceğim. sen benim varoluş amacımı boşa çıkardın.” bu pirincin varoluşunun boşa gitmesini hissedebilir miyim? benim varoluşum hangi işlere yaramadı?






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı