Kayıtlar

Mart, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gökdelen Apartmanı

Resim
  İnsanlarla konuşmak, hele ki sana bir şey katmıyorsa sözleri, tam bir zaman kaybı. Zamandan kazancım yoktu ama kaybetmekte istemiyordum. Sırf bu yüzden yıllardır yalnızım. Yalnızlık eve geldiğinde zile basmayı özlemek, anahtar kullanmaktan sıkılmaktır. Manava gittiğinde meyveleri tek tek almak, marketteki en küçük peyniri almaktır. Sessizlik. Koltukta yer değiştirmek. Sırf sessizliği gidermek için açılan televizyondan sıkılmak. Dolapta küflenmiş salça, filizlenmiş patates ve yemek masasına sahip olmamaktır. Paylaşılmayan sohbet, anlatılmayan anı, yorumlanmayan filmler... Sessiz bir pazar gününe gözünü açmak. Küçük tılsımlı replikler halinde mutluluklar. Tüm bunlarla geçiriyordum günlerimi. Küçüklüğümde; fikirlerimin oluştuğu o günlerde bu durumdan korkuyordum. Yalnız olmaktan değil, düz bir hayata sahip olmaktan. Her gün birbirini takip eden eylemleri yapmaktan. Hayatımı ezberlemekten korkuyordum.   Şu sıralar beni anlayacak birini buldum sanırım. Karşı apartmanda otura...

Maskeli Dünya

Resim
En son hatırladıklarım Amerika’nın Suriye’ye de demokrasi getirmesi ve FETÖ olaylarıydı. Yani takriben altı yıl öncesiymiş. O tarihten bu tarihe kadar komadaymışım. He söylemeyi unuttum en son hatırladığım, yol düz değilmiş keskin virajlıymış. Çok acı bir şekilde öğrenmiştim ama işte yine de öğrenmiştim. Neyse uyandım altı yıllık uykudan ama nasıl her tarafım tutulmuş anlatamam. Vücudum çok çabuk topladı, iki hafta sonra taburcu oldum. Uyandıktan sonra adeta bir bebek gibi yürümeyi yeniden öğrenmeye başlamıştım. Kaslarımı adam akıllı kullanamıyordum. Bu yaştan sonra vücudumu yeniden keşfe çıkmıştım. Tuhaf olan bir şey vardı ki, annem beni hala bağrına basıp “Canım yavrum! Kurban olurum ben sana annem! İyi misin yavrum? Ağrın sızın var mı?” gibi şeyler demeyi bırakın yanıma bile yaklaşmıyordu. Uzaktan el sallıyor bir de ellerini açıp dua ediyordu. Bir başka garip olan şey de herkes maskeli olmasıydı. Sanki insanlar değil de dünya maskeliydi. Ashabı Kehf gibi hissediyorum kendimi. B...

Yavuz Selim 3: Gelmeyen Otobüsler

Ne zaman bi otobüsü beklesem hiç geçmeyen otobüsler geçer duraktan. Buna ne diyorlardı, olacak olan olur mu? Acaba durağa gelirken buna bineceğim diye gelmemek mi lazım? Mesela Eminönü’ne gideceğim. Ama Eminönü’ne değil de mesela Taksim’e gideceğim niyetiyle mi beklemem lazım. Otobüsleri bu dengeye göre gönderen bir sistem var mı acaba? Bunu fark etmezler mi?  O sistemde çalışanları Kpss ile mi alıyorlardır yoksa belediyeler açıktan atama mı yapıyorlar? Hangi yeterlilik, sertifika gereklidir? Girmek istemem zaten öyle bir yere. Çünkü çok küfür yerim. Kendimden biliyorum. İnsanın beklediği şeyler neden beklediği anda olmaz. İkisini denk getirebildiğimiz bir paralel evren var mıdır acep? Çok soru soruyorum. Ama buradan ne çıkar bilemiyorum. Otobüslerin gelişlerini bildiren uygulamalar var artık. Ama işte trafik. Yine gelmiyor yine gelmiyor. İlk gelen otobüse bineceğim bir evreye geçtiğim an otobüslerle irtibatımı kestim. Daha doğrusu onlardan duyduğum umudu kestim. Artık hayat...

Bizimle Derdi Ne?

Resim
Yeni yıla girdik. Hepimiz umutlarla bağlandık hayata. Kutlamalar her sene olduğu gibi yapıldı. Havai fişekler patladı, geri sayım yapıldı. Klasik bir şekilde bir gün bitti ve yeni bir gün başladı. Başlamasıyla birlikte kötü haberler üst üste geldi. Peki bu 2020'nin bizimle derdi ne?  O kutlamaları yaptığımız güne ve öncesine bakalım. Yani 31 Aralık 2019 ve öncesi... Grönland'daki bir buzul 15 yılda 100 metre inceldi  ve 2019 yaz ı nda 25 dereceyi g ö rd ü . İ klim de ğ i ş ikli ğ i hat safa. Hayvan t ü rlerinin ç o ğ u bilin ç siz avlanma y ü z ü nden t ü kenmi ş . Ormanlar  tahrip edilip betonla şmanın artmasıyla  hava kirlili ğ i de giderek artmakta. Denizler ormanlar plastik çö pl üğü  haline gelmi ş . Yak ı nda yedi ğ imiz bal ı klar ı n ç o ğ unda plastik at ı klar olacak. Hindistan'da halk ı n %40' ı  kurakl ı k tehlikesinde. Su kuyular ı ndaki sular bile kuruyor. Orta Do ğ u desen bitmeyen bir sava şı n, yang ı n ı n i ç inde. S ö zde ...

Siyah

Resim
Kan, acı Toprak, savaş Şahit, insan İsyan, özgürlük Masum, çocuk Çocuk, umut Umut, zafer Yarın, kader Hayat, nefes Nefis, düşman Kin, haset Kurşun, Kabil Katil, Ölüm Ölüm, an Yakın, zaman Dil, yalan İhanet, vicdan Hüzün, siyah İnsan, günah Kaygı, ruh Rab, huzur

Ya Nasip Ya Kısmet

Resim
Barış MANÇO'nun ''Ahmet Bey'in Ceketi'' adlı şarkısından esinlenilmiştir.   Her şeyin başladığı gün, herhangi bir gün gibi başlamıştı. Uykudan uyandığımda bedenimdeki yorgunluğun yenilgisine düştüm. Yatağımdan kalkmak zor geldi. Alarmı erteledim. Biraz zaman sonra yeniden çaldı alarm. Uykum hükmen yenmişti beni ve bu kez alarmı kapattım. Bir ses yükseldi içimde bir yerlerden, vicdanıma: -Uyumana bak vicdan yapmanın sırası değil. Sen bu uykuyu çoktan hak ettin. Vicdanım yorgunluğum karşısında çaresizdi. Özgür değildim. Siz özgürlüğü istediğinizi yapmak sanabilirsiniz. Özgürlük vicdanın özgür olmasıdır. Parmaklıklar ardında olsanız bile vicdanınız özgürse özgürsünüzdür işte. Vicdanıma hükmediyordum. Vicdanım bu durumdan pek rahatsız. Arada sırada sesini çıkartıyor olsa da onu duymazdan geldiğim sürece belirsiz bir yankıdan farksız olmuyordu sözleri. Neymiş efendim 'ne iş yapıyormuşum da yorulmuşum?' Düşünüyorum. -İyiki Suç ve Ceza'yı okudun. A...

Lüzumsuz Düşünceler

Resim
Geceleri tek başımayken ölümü düşünüyorum. O an yaşam göğsümde biricikleşiyor. Ölüm korkusu ruhumu kaplıyor. Biliyorum düşündüğüm bunca şeyi duyduğunuzda bana güleceksiniz. Ama inanın biraz üzerinde düşünseniz bana hak verirsiniz. Ne mi düşünüyorum? Anlatacağım ama daha ben bile tam olarak anlamamışken size bunu nasıl anlatacağım bilmiyorum. Yabancılaştığımı hissediyorum. Dış dünyaya, sevdiklerime hatta kendime bile. Hiçbir şeyden his duymayı beceremiyorum. Hayatımı bir dizi izler gibi izliyorum. Sıkıldığım yerde açmamak üzere kapatamıyorum da. Biliyorum ki kapandığında öleceğim. Evet gene ölüme geldim. Her yazımın ucu ölüme dayanıyor. Hiç çok sevdiğiniz birini kaybettiniz mi? Hepimiz ya kaybetmişizdir ya da kaybetme adayı. Yaşam ve ölüm; akrep ve yelkovan gibi birbirini takip ediyor. Bir gün bu kovalamaca bitecek. Sonuçta ölüm kısa bir bitiş, sonsuz bir başlangıçtır. Bir şairden alıntı yapmak istiyorum. ''İnsan, bir meyvenin çekirdeğini taşıması gibi ölümü kendi içinde t...

Sevilmeden

Resim
Arap baharı… Her şey böyle başlamıştı Ahmet için. Halep’te o çocukluğunun en güzel zamanlarında birdenbire savaşın içinde bulmuştu kendini. Annesi ve ablası evlerine düşen bir bombayla ölmüştü. Ahmet daha 10 yaşında ölümün en acı şeklini annesi ve ablasında görmüştü. Enkazın altındaki anne ve ablasının birbirlerine sarılmış vaziyetteki halleri hafızasına kazınmıştı. Babası ve abilerini en son gördüğü vakitse bir yıl önceydi. Amcası ile Türkiye’ye kaçak yoldan geçmişlerdi. Sınıra kadar abileri ve babasıyla gelmişti Ahmet. Hiç bilmiyordu ki o gün ailesinin geride kalanlarını son görüşü olduğunu. Amcasıyla beraber Türkiye sınırına geçip biraz uzaklaşınca silah sesleriyle irkilmişti. Arkasına döndüğünde daha yarım saat önce şakalaştığı, eğlendiği abilerinin, yedikleri kurşunlarla yere yığıldıklarını gördü. Onlara doğru koşmayı istediği sırada iki el onu sımsıkı tutmuştu. Kurtulmaya çalışırken en son abilerinin yanına koşan babasının yere yığılışını gördü. Daha o zaman, 10 yaş...

Seyirci

Resim
Aklımda birtakım asılsız düşüncelerle uyandım. Karnımda tuhaf bir ağrı var. Suyu kaynatıp çayı demledim. Demlikten yansıyan yamuk suratıma bakıp gülümsedim. Çayımı içtim, kapıyı açtım. Bedenim yere hafif eğimli, ellerim ceket cebinde yolları adımladım. Ezbere yürüdüm, kafamı yerden kaldırmadım. Niye kaldırayım sanki? Hafızam işine gelince fil, gelmeyince balık gibi. Dudaklarımda sesi kısık bir ıslık ama kafamda koca bir orkestra. Güneş gözlüklerime toz kondurdu, rüzgâr uçurdu. Aralarında hallettiler meseleyi. Bana yine iş düşmedi. Sinemanın önünde durup dikildim. Kenarları soyulmaya yüz tutmuş gösterişsiz bir afişte karar kılıp özel bir tavır takınmadan salona girdim. Yerdeki patlamış mısır ve havadaki rutubetten başka kimsecikler yoktu. Ortalara bir yere siper alıp perdeye çevirdim namluyu. Ciddiyetim dik oturuşumdan belli. Tereddüt dolu adımlar merdivende yavaş yavaş yükseldi. Bu ritimsizlik soğukkanlılığımı zedeledi. Bacak bacak üstüne attım, arkama yaslandım. Gözümü perdeden ayı...