Yazan Ve Yöneten
Beni bilen bilir. Kendimi bildim bileli film izler dururum. Son zamanlarda çok sıkıldım ama duruldum. Niye bıktım diye ne sensör ne ben söyliyim. E madem sordun hadi söyliyim. Millet sanıyor ki sinemayı seven herkes film çekmek için yanıp tutuşuyor. Ben de sikefil diye etiket olmuşum bir kere, kurtuluşum yok. Mütemadiyen yakama yapışıp lüzumsuz bir sidik yarışına sokarlar beni. Durup dururken önerdiğim filmi boklar, izlemediğim bir filmi ortaya çıkarıp çocuk gibi sevinir bu dangalaklar. Avuçlarımın arasına bu dingillerin suratını yerleştirip, hafif ama seri darbelerle tokatlamak suretiyle şefkatli bir tonda seslenirim: be abim be kardeşim, ah canım benim, gözlerimin içine bak ve bana derinlerde ne gördüğünü söyle, sence çok mu sikimde? Günlerden bir bayram günü, bir akraba ziyareti, hiçliğin ortasından, sessizliği yırtarcasına cevabını kimsenin iplemeyeceği bir soru yükselir: noldu naptın şu film işlerini? Ah amca teyze başı sonu olan bi proje mi bu sanki napçam, seyretmeye devam işte. Yazmadın mı bi senaryo falan, yok mu bi şeyler? Yok enişte yenge, böyle bi vaatte hiç bulunmadım ki ben zaten. E tabi sen de haklısın; sohbet tıkandı, muhabbet sarmadı, bana sardınız, semt çocuğu yer mi lan bu numaraları. Bir hışımla kalkar, can sıkıntısıyla karışık bir nostalji özlemiyle mezuniyet yıllığımı karıştırırım, istisnasız herkes aynı zımbırtıyı yazmış: senaryo yaz, film çek, beni de başrol oynat. Tamam ulan diyorum imitasyon bir motivasyon patlamasıyla, çekiyorum ne çekilecekse. Sonuna da yapıştırıyorum ‘yazan ve yöneten’ diye ismimi cismimi, oldubitti.
3-2-1, KAYIIIT!
Mahallede tazı gibi koşup kan ter içinde alacaklı gibi kapıyı yumrukluyorum. Şimdiden enerjim bitti, nefes nefese kalmışım: Şahşo… hazırlan… o gün geldi, film çekiyoruz… vallahi de billahi de… Şahşo boynuma dalıyor, belli ki bahane arıyor. Üzerinize afiyet; Şahşo biraz temas bağımlısıdır, biraz erotik bir adamdır. Başrol için olmazsa olmaz, biçilmiş bir kaftandır. O yüzden ilk onun kapısında alıyorum soluğu. Yalanım varsa noliyim, lavukta şeytan tüyü var. Biraz hızlı kaynaşır, hızlı sevdirir kendini. E bi de karizmatik herif, sinema perdesine de yakışır hanni. Sırıtma Şahşo, götün kalkmasın hemen. Tez canlı dedik ya, heyecandan bağırıyor resmen: hadi çekelim, hemen çekelim, şimdi çekelim. Hele dur kevaşe seni, sakin ol, kendine gel. Git bir duş al, ferahla. Duşunu alıp vitesi düşüren Şahşo banyonun buharları arasından çıkıp geliyor. Yüzünden dinginlik akıyor, zihni boşalmış, rahatlamış. Merakla dudaklarından dökülecek o sihirli sözcükleri bekliyorum: bir şartım var diyor, hadi buyrun. Başrolde bana eşlik edecek karşı cins bir partner isterim; tercihen balkan ya da slav kökenli, beyaz tenli, saç rengi opsiyonel. Hayhay, ketçap mayonez de olsun mu lan yavışak? Demiyorum tabi. Şahşo diyorum, benim can dostum, filmler bedavaya çekilmiyor, biz eşimizi dostumuzu oynatacağız, pezeveng miyim ben nerden bulayım sana öyle bi hatun. Ne zamandır tanışıyoruz biz? Doğduğumuzdan beri, dimi? Sen hiç benim yanımda yöremde hatun gördün mü, görmedin. Bu filmde sadece biz ve başka başka saplama agalarımız oynayacak, bunu en başından kabullensen iyi edersin. Şahşo sükûnete bürünüyor, dünyada şahit olduğum en mahzun görüntüye, hayal kırıklığına uğramış Şahşo yüzüne bakakalıyorum, lan oğlum beni de ağlatıcaksın. Şevki kırılmış, tamam diyor buruk bir sesle, öyle olsun. Son bir soru kalbime hançer gibi saplanıp kalıyor: ne filmi çekiyoruz?
VAR BİR SEBEBİ YAPIM SUNAR…
Meydanda masaya çöküp iki çay söylüyoruz, akabinde cigaraları yakıyoruz. Burakowski dumanlar arasında beliriyor, tütünü kalem gibi sarmış, bir de çayı beklemeden yakmış zevksiz köpek. Selam verip çömüyor iskemleye. Diyor ne var, niye çağırdınız böyle apar topar. Sanane lan diyoruz, çağırdık mı geleceksin, biz senin abileriniz. Ayriyetten 2000’li olman sanki benim suçum, kes sesini, kulak ver sözlerime: film çekiyorum bromür ama biliyorsun cebimde beş kuruş para yok, bana tek mekanda geçen, marşlı sloganlı, sanatlı sepetli, izleyeni dipsiz düşüncelere ve derin depresyonlara gark edecek falan filan bir hikâye yaz, çaylar benden. Burakowski abzürt bir adamdır, uçlarda gezer fikir dünyası. Büyük konuşur, iddiasından vurulmuşluğu çoktur hesabı. Ama bir şey var ki göt iyi yazıyor; kalemi kuvvetli, sözleri mermi. O yüzden çağırdım onu, şakkadanak geldi. Burakowski objektiflere poz verircesine sarma sigarasından bir fırt çekiyor, hele hele. Lan olmuyor işte yapma bunu amekü; senin olayın bu değil, senin olayın kitap defter. Al sana, yazmaya başla. Duuur! diyor orada Burakowski, bir şartım var. Dayanamayıp pıçaklayacağım şimdi kendimi, Şahşo otur yerine sakin ol, çabuk söyle elimizden bi kaza çıkıcak. Ben diyor, yazarım yazmasına ama esere sadık uyarlama isterim, mesajım izleyiciye geçmeli. Bakmayın böyle masum durduğuna, azılı bir ırkçı ve cinsiyetçidir Burakowski. Allah koruya, eline güç geçmeyegörsün, distopyaya çevirir memleketi. Tamam lan diyorum, kabul. Yalnız baştan uyariyim: hiçbir etnik, ideolojik, siyasi grubu karşımıza almıyoruz, daha ilk filmimiz lan bu. Yüzü düşen Burakowski birkaç damla gözyaşı akıttıktan sonra başını usulca kaldırıp kızarmış gözlerle bakışlarını üzerime çeviriyor ve birden mızrak gibi bir soru fırlatıyor beynime: kamera var mı?
İYİ SEYİRLER.
Semtte üç kafadar cinayet gibi akıyoruz hızlı hızlı, gözümüzden alevler fışkırıyor. Tabi lan, ne sandın. Hedefi tenhada kıstırıyoruz, ağzına burnuna mendili basıp köşe bucak kaçırıyoruz. Tek göz bir bodrumda, kırıldı kırılacak bir sandalyeye ellerini kollarını bağlıyoruz, tepesinde sapsarı bir ampul sallanıyor. Ortam fotojenik olduğu kadar sinematografik de. Başındaki çuvalı çıkarınca Morfoz gözlerini kısarak bize bakıyor, günyüzü görmemiş birkaç küfür ettikten sonra sakinleşiyor. Morfoz bazen böyle fevri davranır biraz. Kapa o lanet çeneni ve beni dinle dostum: bir film çekiyoruz ve lanet olsun, sana ihtiyacımız var. Haydi kameranı kap ve gel, hemen işe koyulmalıyız çünkü kaybedecek vakit kalmadı. Beni anlıyor musun, cevap ver bana seni kaltak. Morfoz diyor ki önce şu ipleri bir çöz, tamam diyorum sen de ne abarttın. Memlekete git fındık falan topla bi kendine gel. Burakowski ipleri çözerken paketten bir dal cigara çıkarıp Morfoz için yakıyorum, ciğerlerine dumanı çekerken Şahşo onun eline bir tespih tutuşturuyor. Tam bir takım oyunu... Morfoz alnından terler akarken kafasını yavaşça kaldırıp gözleriyle alttan alttan bizi kesiyor ve yine aynı cümle: bir şartım var. Allaam sen bana sabır ver, daha bismillah yolun başındayız. Jenerikte diyor, sago çalacak, böylece filmi izleyen herkeş sagolayacak. Morfoz iflah olmaz bir sagocudur, boş vakit bulduğunda affetmez sagolar. Bir bu eksikti Morfoz ya, bir işimiz de rasgitsin hamına. Festivaller diyorum, altın kedi köpek peşindeyiz diyorum, fonda şopen şubert falan çalması lazım yoksa oluru yok bu işin. Morfoz dediğim dedik, ikna olmuyor. Alacağın olsun lan, tam bi topsun Morfoz, adam madam değilsin. Morfoz sagolayarak uzaklaşıyor bizden, ulan kahpe. Arkasına yarım yamalak dönüp son repliği aşil tendonuma ateşliyor: e noldu yani, bitti mi?
KESTİİİK!
Ağbi benim neyime yazmak yönetmek, bundan böyle sinemaya da hareket eden tüm fotoğraflara da lanet olsun. Şimdiye kadar izlediklerim bana yeter de artar bile. Masa başı işime dönüyorum yine, beyaz yakamı boynuma kadar ilikliyorum. Patron hiç üzerime gelme şimdi, biraz kırgınım hayata karşı. Nolurdu lan ben de becerebilseydim bir eser ortaya koymayı. Hadi filmi falan bırak, bir vidyo çekelim tam tamına 1 dakka 60 saniye sürsün, yuğtuba yükliyelim, bizden gayrı da seyircimiz olmasın. Harbi gerek yok lan, bi odaklan bana, dinle beni. Herifin birine sormuşlar, önemli olan hangisi diye; ulaşılacak hedef mi yoksa gidilecek yol mu. O da durur mu yapıştırmış cevabı, asıl önemli olan yol boyunca yanında yürüdüklerin. Demem o ki sayın seyirci, salla işte diyeceğim bir şey yok, her şeyin de bir ana fikri olmasın bi zahmet, ekseriyetle mesaj kaygısı gütmeyiniz. Bendeniz hiçbir sikim anlatmayan filmleri de severim. Neyse ne işte, aç hadi bir film izliyelim.
SON
YAZAN VE YÖNETEN: FAKFO
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder