Kayıtlar

Şubat, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şiirini Yazmadığım Anlar

Resim
Şiir her zaman benim ifade biçimim olmadı. Şiire tutundum, evet. Ama her zaman kendimi anlatmak şiirle mümkün olmadı. Hep daha iyi ifade edebileceğimi düşündüm her şeyi. Kendini ifade edemeyen kim varsa. Onlar için. Şiirde bile bu kadar az yazmamın nedeni bu oldu. Hep daha güzelini arama çabası içinde oldum. Başardım mı bilmiyorum. Ben kendini ifade edebilen biri olduğumu düşünüyorum. Sana da dürüst olmaktan başka silahım yok. Dürüst ve samimi. Olmazsam eğer kaybederim. Kaybetmek istemiyorum. Kaybetmekten yoruldum. Dürüst olmaktan yorgun değilim. Samimiyet herkese vermeyeceğim bir hediye. Ciddiyet en çok ciddiye aldığım mesele. Kendimi asla teslim etmiyorum kimseye. Etmeyi de düşünmüyorum. Hatalarım oldu. Bile bile hatalar yaptım. Ama hep daha iyi biri vardır diye düşündüm. Benim en iyi halim. Hayatım boyunca en iyi halimi yakaladığım anların peşinde oldum. Tekrar oraya dönmek istedim. O hâle bürünmeyi tekrardan. Bi şey var bu yaşadıklarımın içinde. İfade edemiyorum. Ama bi şey. Se...

Susmanın Bilinen Fakat Konuşarak Anlatılamayan Faydaları

Resim
En son ne anlatıyordum? Yine çok konuştum… Çok konuştuğum zaman biraz saçmalıyorum. Kelimelerin söyleyemeyeceklerine ulaşmak için susmaya karar veriyorum. Suskunluğum en fazla bir gün sürüyor. Ertesi gelmiyor. Ama gün gelecek susacağım. O zaman bambaşka bir adam olacağım. Kim bilir kaç defa kurdum bu cümleyi. Hiç benden işitmemiş olabilirsin, sakın ha sorgulama. Genelde içimden söylerim. İçimden geçenleri dışıma vurmakla iyi mi ettim? Ne bileyim. Aman ha! Varsa fikrin kendine sakla. Kimse kimseyi anlayamıyor, hala anlamadın mı yoksa? Bilmek yeterli değil, bilirim. İnanmak gerek. Benden duyduklarına bana sorarsan inanma. Yorma beni Allah aşkına. Bak yok yere Allah’ın adını verdim, günaha mı girdim? Ne diyordum… Dur, tamam, hatırlatma. Bana susmadan önce söyleyecek sağlam bir söz lazım. Tüm bu lakırdıya güzel bir son bulmayım. Bulduğumda, bambaşka bir adam olacağım.

Pazartesiden Önce Bonusu : Yerde Oturmak

Resim
Yıl 2002. Yaşım 15. Şubat ayları olsa gerek. Dışarda sağanak yağış var. Şiddetli bir rüzgar. İçinde bulunduğum oda, evimize doğalgaz geleli 7 yıl olmasına rağmen sobasız oda gibi soğuk. Cam kenarında yere serili bir minder var. Minderin yanında duvara 45 derece açıyla konumlandırılmış eski tip 5’li bir vitrinin en büyük parçası var. Televizyonun konulduğu parça. Televizyonun konulduğu kısım boş. Orada eski tip bir müzik seti var. Çalışmıyor. Orayı ders çalışmak için kullanıyorum. Ama o kadar yüksek ki sandalyenin üstüne divanlarda kullandığımız kırlentlerden iki parça koyarak ancak yetişebiliyorum. O şekilde kim rahat edip ders çalışabilir ki. Neyse. Yerdeki minderler bir koltuk eninde. 180 cm uzunluğunda olsa gerek. Bir de yaslanabileceğimiz bir parçası var. Minderin bittiği odanın diğer köşesinde eskiden ayakkabılık olarak kullandığımız üç raflı kapaklı bir dolap. Üstünde bir kasetçalarlı çok kalitesiz bir radyo var. Radyoda Candan Erçetin çalıyor. “Olmaz birtanem olmaz sevdiğim olma...

Çarşambadan Çarşambaya Yazamamak Üzerine

Resim
       Yazamıyorum. Ne bir konu var aklımda ne de bir yazma hevesi. Çabalarım var. Belli belirsiz çabalar. Yazdığım yazıların derdi olmalı. Yazı yazamıyorum. Derdim bu. Yazamadığımı yazarak nasıl açıklarım size. Bu tezatlık olur.       Dilsiz bir berber tanıdığım vardı. Konuşamıyordu ama konuşma çabasını hiçbir zaman bırakmıyordu. Anlamsız seslerle birlikte beden dilini kullanarak anlaşabiliyordu bizimle. İyi de anlaşıyordu dili olan berberlere nazaran. Saçımı istediğim gibi kesiyordu. Bukowski boşuna dememişti "aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır. " diye. O konuşamıyordu bense konuşmak istemiyordum. Bu zıtlık ortak bir duygunun sonucuydu belki.      Şimdi ben de çıkıp size anlamsız sözlerimi ve tesirsiz çırpınışlarımı bırakacağım bu yazıda. Ve siz diyeceksiniz ki Kara Mahzuni yazı attı bloğa. Aksine yazamıyorum ama yazma çabasını da bırakmıyorum.       Küçükken kolaydı. Şimdilerde sorumlu...

Pazartesi Bonusu 2: Susmana İçerlediğimi Söylemiş Miydim?

Resim
Yakandan tutup sarsıp sana anlatabilsem. Fırsatım olsa. Gör artık desem. Ama görmeye niyetin yok ki. Ömer, kapıdan içeri girdiğinde Muhammed Peygamberin onun yakasına yapıştığı gibi. Yetmedi mi sana bunca eziyet. Neden kendine zulmetmekte bu kadar ısrarcısın? Hangi kapıya gittin de açılmadı sana? Neyi bekliyorsun daha? Bir oraya bir buraya dolanıyorsun. Bir şey bulduğun yok. Gel beraber diz çökelim yere açalım bir kitabı. Okuyalım. Uyuyalım sonra. Mis gibi nergis kokarken oda. Pencereden uzansak göğü tutacak olalım. Yaslanalım arkamıza. Gözlerimizi yumalım.  

Çıkan Dergilerin De Saçları Beyazlattığıdır

Birkaç dergi çıkardım ben de.  Onlar da saç beyazlattı.  Yaşamak da saç beyazlatıyor Kara Mahzuni.  Bir bilsen bitmiyor dünya derdi.  Geçenlerde bir arkadaşımla görüştüm. İlk baktığı saçlarımızın beyazlığıydı. Bir bilsen o arkadaşımla senin sevdiğin bir arkadaşının ortak özelliğini. Bunu sana anlatamam. Ama şunu bil ki asla hiçbir şeyin kulu olma.  Dergi çıkar. Yıllar geçer. Tatlı tatlı gülümseriz. Olmaz mı?

Dergi Çıkamadı Saçımda Beyazlar Çıktı

 İnsan yorucu, inan yorucu.

Pazartesi Günü Bonusu: Yazı Yazamamak Üzerine Bir Yazı

Resim
Ne zaman sana baksam, gözlerim ışıldar. Parlak bir yıldızın ardından koşmak isterim, senin. Ne zaman sana baksam, sana bakmaktan bahsetmek isterim. Sen bir bahis değilsin halbuki, bir neşe. İsterim ki dağlar aşasın, yollar geçesin. Hangi kadim hikâyenin peşinden koşmak istersen bilirsin, sen. Sen de harika bir hikâyesin. Bu dünyayı güzelleştiren sensin, sesin. Hangi acıların oldu ki kapanmadı, senin. Bana bak. Gözlerime. Anlat. Dinliyorum. Başka işim yok.

Seni Sormadığım Günler

Resim
Seni sormadığımda başım metrobüs camında oluyor. Telefona eğik. Twitter’a bakıyor, insanların yazdıklarını uzaktan izliyorum. Anlam veremiyorum. Hiçbir şeye. Yaşım geçtikçe anlarım sanıyordum. Yanılmışım. Hiçbir şeye anlam vermeye çalışmanın bir anlamı yokmuş. Bunu öğrendim. Daha neler öğreneceğimi bilmemek korkutsa da beni geri bırakmıyor, yaşamaktan. Seni sormadığımda müdürden azar yiyor oluyorum. Başım önde genellikle yerdeki fayanslarda oluyor. Müdür Bey bana söylemediği şeyleri söylediğini iddia ederek bana hesap soruyor: “O yazı nerde?” Ben o yazıyı ve bilumum yazıları arıyorum. Sen aklıma gelmiyorsun. Aklıma gelmediğin için kızmıyorum sana. Hiçbiri senin yüzünden olmuyor. Seni sormadığımda bir şekilde hiçbir şeyin içinden çıkamaz oluyorum. Çıkmak büyük bir olay oluyor. Geçmişime dönüp suçlu arıyorum. O sen olmuyorsun. Genellikle şarkılar suça eşlik ediyor. Filmler beni suça götürüyor. Aha diyorum. İşte bu yüzden aklıma gelmiyor gelmesi gereken şeyler. Doğru hareket etmek n...

Ama Bana Bir Sor Ben Neredeyim

Resim
Bak geldim işte, yine buradayım. Beni beklediğini bilsem emin ol bu kadar bekletmezdim. Anlarsın ya, bir bekleyenim olduğunu düşünmedim hiç. Senin bile bir gün bir yerlerde beni arayacağını sanmazdım. Öyle ya. Çok yakın arkadaşlarım var benim, sen de onlardan birisin. Hepsini kendimce sever sayarım. Ama neden bilmem, sanki kimsenin en yakın arkadaşı olmadım. Zaten şimdiye kadar kim kimi anlamış ki tam anlamıyla. Çok konuştuk zamanında bunları. Bunları sana defalarca anlattım. Alışırım sandım ama insan alışamıyor, daha doğrusu alışmıyor. Bak bana, dönüp dolaşıp hep aynı dertlerden yakınıyorum. Pek bir şey yaşadığımdan da değil hani. Bir zamanlar nereden başlasam diye düşünüp kafamı toparlamaya çalışırdım, şimdiyse ne anlatsam da bu huzurlu sessizliği bozsam dediğim noktadayım. Ortadayım. Bazı şeylerin nihayete erip yenilerinin başlayayazdığı. Acelem yok ama, ısrarı sevmem. Bilirsin ya beni. Kimseye sebep sormam, bahane duymak istemem. Bir söylediğimi bir daha tekrar etmem. Şimdi hani be...

Bu Kaçıncı Son Kaçıncı Başlangıç?

Resim
Sene 2010. Sonları. Kimsenin umurunda değilim. Okul uzamış ama neden uzamış, bi halimi hatrımı soran yok. Gel beraber böyle böyle yapalım diyen. En azından şöyle yapsak mı acaba diyen biri bile yok. İşsizim. Yaşım 23. Arkadaşlar mezun. En yakın arkadaşlarım da mezun. Herkes kendi derdinde. Formasyon falan derken öğretmen olma peşinde. Bana ise öğretmen olmak değil ama öğretmen olmaya çalışmak saçma geliyor. Feysbukta falan ücretli öğretmenliğe başlayan arkadaşlar, “Canım öğrencişlerim” minvalinde paylaşımlar yapıp, “bu sınav kağıdı okumak da amma zormuş” şeklinde küçük serzenişlerde bulunuyorlar. Bense ne olmak istediğini bilen biriyim. Yazar. Halbuki ulaşamadığım ciğerin adını kötüye çıkarıyorum. Yazar olabildim mi? Kısmen. Öğretmen olabildim mi? Hayır. Yani formasyon falan aldım tabii. Hatta öğrencilerim falan oldu. Halen öğrencilerim var. Ama istihdam alanım öğretmenlik değil. Avuçlarımın arasından kayıp gidenlere bakmakla geçti ömrüm. Bazı şeyler çok erken verildi bana. Bazı şe...