Kayıtlar

Mayıs, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Çeşit Hastane Polemiği

Resim
          Dünyanın yaramaz yılı 2020’nin günleri geçip gidiyor. Bizse gitmekten korktuğumuz yerdeyiz. Buralara gelmemek için aylardır evden çıkmıyor, arkadaşlarla videolu görüşme yapıyorduk. Şimdi geldiğimiz nokta hastane kapılarında nöbet tutmak. Kimseyle tokalaşmayıp, dışarıdan aldığın paketli ürünleri yıkmadan kullanmasan da ayağının altındaki halı kayıveriyor işte. Telaşla ambulansı aradığında aldığın tepki salgın hastalık yüzünden gelemiyoruz, siz götürseniz daha iyi olur gibi cümleler oluyor.      Bizim aileyle aynı durumda olan onlarca hastanın yaşadıkları ise şöyle;      Arabaya zorla binip tedavi olma umuduyla hastane yolunu tutuyoruz. İlk gittiğimiz hastanede kırığın ciddi olduğunu ve orada tedavi edemeyeceklerini öğrendikten sonra ikinci hastaneye doğru yola çıkıyoruz. İkinci hastane sadece salgın hastalık için kullanıldığından üçüncü hastanenin acil cerrahi yani müşahide kısmana varıyoruz. Gelen doktorlar durumun a...

Anları Dondurmanın Yolu

Resim
Sararmış fotoğraflara bakıyorum. Derinlerden gelen bir piyano sesi var. Ağır aksak çalıyor. Gözlerim, güneşin karşı binanın pencere camından yansıyıp tam da yüzüme vurmasından dolayı kısılıyor. Gülümsüyorum. Gülümsemek bir şeyleri değiştirir umuduyla. İçinde bulunduğum ânı yakalıyorum. Ya da öyle zannediyorum. Gülümsemek sanrılarımı artırıyor. Bunu bildiğim için içimi ani bir hüzün kaplıyor. O hüznün çalan piyanoyla da bir alakası var. Bu ânları neden donduramıyorum ben? Neden bambaşka bir kontrol noktası elde edemiyorum? Bunu yapabilsem, akıp gitmekte olanı durdurmak ister miyim?  Ellerini otların üzerinde dolaştırmak kadîm bir gelenek mi acaba? Ben medeniyetlerin hangi parçasıyım? Ellerim otlara mı değiyor yoksa atların üstünde mi geziniyorum bildiğim yerleri? Evet, bildiğim yerler ya. Bilmediğim yerlere açık değilim artık, sanırım. Geçtiğim yollardan yeniden geçmek içimi ferahlatıyor. İçim yeniden o ânları arıyor aynı mekânlarda. Acaba buralarda bir yerlerde donup kalmış ol...

Yapılacak Çok İş

Resim
Boş sayfayı açıp, ellerim klavyedeki harflerin üzerinde gezinmeye başladığında takılıp kalıyorum boşlukta. O boşluk beni uzay boşluğundaki imkânlar gibi başka bir zamanın başka bir ânına götürüyor. Yetmiyor olmayacak şeylerin mümkünlüğünü düşünmeye başlıyorum. Orada her şey gerçekleşiyor. Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken depremler oluyor yerin yedi kat diplerinden içime doğru. Yağmurlar yağıyor ama bunlar birer afet adeta. Zaten ona yağmur demiyorum ben. Başkaları diye bir ülke var. Bu ülkede herkes zalim. Her söz zalim.  Ellerimi bağlamaya kıyamıyorum. Ellerimi bağlayabilsem de serbest bırakmak da hoşuma gitmiyor. Ellerim beni yanlış iplere götürüyor. İpler yükseklere asılıyor. Boynum dar. Boğazım düğüm. Düğüm kötü. Ben iyi değilim. Cevap veremediğim sorulara yüz çevirmek ciddiyetimi bozuyor. Komiklik hoşuma gitmiyor. Sen benim ciddiyetimsin. Filimlerin inmesine az dakika var. Filimler indiğinde ciddiyetim dağılacak. Pompalı tüfekle de dağılabilir. Ben aşkı seçiyoru...

Nerede O Eski Bayramlar?

Resim
Evet çok klişe bir söz artık fakat bu sefer bu söz gerçekten anlamını kavrayacak. İlk defa bir Ramazan bayramı sevdiklerimize kavuşmamızı yasaklayan bir engelle evlerimize geliyor. Her bayram olduğundan farklı olarak insanlar bayram ziyaretleri yapıp büyüklerinin elini öpemeyecek, bayram namazı için en temiz şekilde abdestlerimiz alıp tekbirlerle camilere dolamayacağız. Her bayram kapımıza ellerine, ceplerine kadar şeker dolu şekilde gelen mahallenin küçük çocuklarına kapımızı açıp onlara şeker ya da bayram harçlığı veremeyeceğiz. Böyle bir bayram hayatımıza nasıl gelecek? Belki de bu bayramda el öpmelerimizi sosyal medyanın görüntülü konuşma uygulamalarından telefonlarımızı öperek yapabiliriz. O yüzden biliyorsunuz ki telefonlarımızın da temizliğine dikkat etmemiz gerekiyor. Eğer dışarı çıkıp geldiysek telefonlarımızı muhakkak silmeliyiz. Çünkü malumunuzdur ki her görüşmede o telefonu öpmek bizi hastalığa bir adım daha yaklaştırabilir. Hatırlatmadan edemeyeceğim ki görüntülü...

Hayao Miyazaki Ve Naçizane Sanatsal Görüşler

Resim
Yaptığı sanatın hakkını vererek, kolaya kaçmadan; işi ince eleyip, sık dokuyan sanatçılar benim için gerçek sanatçıdır. Japon manga sanatına hayat veren anime filmlerinin büyük üstadı Hayao Miyazaki de benim gözümde bu sanatçılardan biri olarak yer edindi. Bu sanat Japonların Walt Disney gibi Hollywood’un büyük stüdyolarından esinlenilerek kendi manga sanatlarını anime filmler olarak geliştirmesiyle başlamış. Hayao Miyazaki de dostu Isao Takahata ile birlikte Studyo Ghibli adında bir stüdyo kurarak bize muazzam eserler bırakmaya vesile olmuş. Anime, çoğu insanın gözünde çocukların izleyeceği çizgi filmler olarak nitelendirilebilir fakat Miyazaki ve animeleri eminim ki her yaştan pek çok insanın hayatına etki etmiş, ilham vermiştir. Nitekim ben her filminde bambaşka bir dünyada bambaşka bir heyecanın içinde buldum kendimi. Bugünlerde Miyazaki’nin yeni projesi için çıkan haberde gördüğüme göre; bir anime film hazırlanırken, filmin bir dakikasının yaklaşık bir ayda tamaml...

Not Defteriyle Kalem

Resim
           Çantamın küçük gözünde yer ayırdığım not defterini sürekli kullanırım. Sağ olsun o da bana zorluk çıkarmaz. Hemen eğer başını girer avuçlarımın içerisine… Ya kalem onu da es geçmemek lazım. Arada kırıldığı oluyor ama içinde yazılarımı kâğıda dökmek için bitmeyen bir kömürü var. Not defterimin bu uysalca tavrı kendimi doğaya üstün gelen insan gibi hissettiriyor. Ama ben üstünlüğümü eşyayı kullanmakla değil, ona değerini vermekle gösteriyorum.      Ne zaman not defterini çıkarsam bana doğru bakan, Artık not alma işini telefonundan da yapabilirsin, diyen insanlarla karşılaşıyorum. Ona sadece not defteri olarak bakarsanız, iki mukavva arasına sokuşturulmuş kâğıt yığınından farksız olmaz. Lakin ona beyninizin hafıza bölümünün kontrolünü verirseniz sizin bir parçanız olur. Bir yerde duyduğunuz kitabı ona bakarak anında hatırlayabilirsiniz. Ona bakarak hatırlarsınız anılarınızın küçük detaylarını.      Kalemimle not def...

Milyonzade

Resim
Hepinize iyi günler! Ben birçoğunuzun bildiği gibi başarılı bir iş adamıyım. Hatta bazılarınızın gıpta ederek baktığı biriyim, ne yazık ki gıpta edilecek en kötü kişi olabilirim. Bu ülkedeki nerdeyse her alanda iş yapan şirketlerim var. Böyle bir başarı elde etmek tabi ki kolay olmuyor. Aslında bütün mal varlığımın nerdeyse hepsi karanlık işlerden geliyor. Kendimi temize çekmek ve bu devletten vergi kaçıranların çoğu gibi sözde vakıf işleriyle uğraşıyorum. En mutlu olduğum sahtekârlık da bu olabilir. Örnek alınacak biriymişim gibi yalandan yaptığım işler gazetelerde ve televizyonlarda o kadar tatlı anlatıyorlar ki kendimi tanımasam çok hayran kalırdım. Siyasetin kan damarlarında bürokrasi de ve emniyetin en hassas yerlerinde param sayesinde her işimi hallediyorum. Her gelen zamda arabasına sadece 50 Tl’lik benzin koyan adamdan daha ucuza benzin alıyorum. Zenginlik tuhaf bir şey kimisi yiyecek ekmek bulamazken ben istediğim her şeyi yiyebiliyorum. Geçen günlerde fakir halkın masum çocuk...

Bakkala Git Ekmek Al Çöp Dök Çöp

Resim
           Küçük kardeşlerin yükümlülükleri arasında olmasa olmazlardan bakkala gitmek, ekmek almak ve çöp dökmek. Küçük kardeş olarak az da olsa bu durumları yaşadım. Bu aslında evdeki iş dağılımı ile alakalı ve yapılması gerekli. Buradaki isyanın temel sebebi bunların yaptırılması değil daha çok tek tek söylenmesi.       Şahsen benim yaşadıklarım tam olarak bu. Bakkala git emri peşi sıra evden çıkar bakkala gidersin. Ardından bakkalda paranın artanı ile aldığın çikolatayı yerken eve varırsın. Binaya girip, merdivenleri çıkar zile basarsın. Bir el sana doğru uzanıp, ''çöpü dök'' der. Dünyan başına yıkılır. İstediğin şey çok basit. Dışarıda bir iş mi veriyorsun? İkisini aynı anda söyle. Çöp döktükten sonra eve geldin. Bilgisayar başına geçip; film, dizi, oyun keyfi yapmak en doğal hakkın artık.       Evdekiler keyif çatılmasını sevmez. Odanın kapısı önünde bekler. Sense bakkala gidip, çöpü atmışsın. Başka ne işin olab...

Evde Olmak ya da Olmamak

Rahmetli Shakespeare kadar önemli gördüğüm ve daha kıymetli olan onun kadar kel olmasa da kel olan bilge bir adam şöyle demişti: “Evde olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu…” bütün her şey başladığı zaman. Karantina günleri öyle bir hal aldı ki artık olay ya evde kalır hayatta kalırsın ya da dışarda takılıp ya ölürsün ya da öldürürsün haline geldi. Ordu da mahrum olarak kalan bir arkadaşım daha önceleri Ordu da evden dışarı çıkamadığını çıkarsa da hiçbir şey yapamadığını demişti. Ramazan hani tok olanın açın halinden anlaması içindir ya bu Çin işkencesi de o Ordu da bütün günü karantina da gibi geçen arkadaşımı ve daha nicesini anlamak için muhtemelen. Bu ülke de yıllar sonra biz yaşlandığımız zaman Kenan Evren unutulmuş ve sadece 15 Temmuz ile Covid 19 günleri hatırlanacak.

Hasan Ali Toptaş Beni Yanıltma Sakın

Resim
      - Kalemini sevdiğim yazarların kendisini sevmiyorum.      Bukowski bu sözü yazma sebeplerimden olabilir. Kirada evim olsa vermem. Sürekli içen, kusan, başını derde sokacağınız   bir tip. Dostoyevski arkadaşım olsa bir noktadan sonra yüzüne bakmam. Benden sürekli borç para alır kumara yatırır ya da beni de kumara alıştırırdı. Salinger mesela, evlilik çağında kızım olsa kapısının önünden geçirmem. Kafasına eser birden yazı yazmaya falan başlar diye korku içinde kalırdım. Tabi bu onların özel hayatı herkes mükemmel değil sonuçta. Belki de kitaplarını sevme sebebim hayatlarını sevmiyor oluşumdur.      Hasan Ali Toptaş’ın kitabını okumaya başladım. Kitaplarına bayıldım. Çok özgün bir dil kullanmakta. Türkçeye hâkim ve onu kendi dilinden okuyabilmek büyük bir lütuf. Lakin bu yazarın kendisini de seviyorum diyebilirim. Birkaç röportajını izleme fırsatı buldum. TRT 2 kanalında yayınlanan Doğan Hızlan ile Karalama Defteri programın...

Aşırı İslamcılar Ilımlaştırılıyor mu?

Resim
     Rand Corportration Amerika’nın önemli think-tank kuruluşudur. 1948’de kurulan bu kurum Amerika’nın silahlı kuvvetleri için araştırmalar yapmaktadır. Türkiye’yi konu aldığı birçok yazısı var.        Bundan birkaç ay önce 2003 yılında yayınladıkları ‘’Deradicalizing İslamist Extremist’’ yani ‘’Aşırı İslamcıları Ilımlaştırma’’ adlı bir raporunu 4fakülte kurumu sayesinde okudum. Rapor hakkında derin derin saatlerce konuşabiliriz. İslam’ın ve Türkiye’nin röntgeni çekilmişti resmen.      Raporun derinlemesine girdiğim birkaç yazı daha paylaşmak isterim. Bu yazıda yüzüstü bir yorum yapacağım. Rapora göre 4 grup birbiriyle savaş halinde. Bunu genel olarak hepimiz biliyoruz zaten.         Bu 4 grup; köktendinciler, gelenekçiler, modernistler, laikler.      Saydığımız bu gruplar, siyasi ya da şahsi hürriyet, kadın hakları ve toplumdaki yeri, eğitim, adalet, değişim ve reform başta olmak üzere ...