Elem Beni Terk Etmiyor

 


Kafamın içinde belli belirsiz yankılanan o klasik müzik. Notalar uçuşuyor gözlerimin önünden. Gözlerim kapalı. Uyuyor muyum uyanık mıyım bilmiyorum. Gözlerimi iyice kapatıyorum. Şakaklarım ağrıyor. Umursamıyorum. Gözlerim belli belirsiz aralanırken beynimin içinde yankılanan müziğin telefonumdan geldiğini fark ettiğimde bilincim yerine geliyor. Hissediyorum. Telefonu elime almaya çalıştığımda kaslarım ağrıyor. Güçsüzleşiyorum. Kaç saattir yataktayım bilmiyorum. Kalmak zorunda mıyım gerçekten? Benim işim gücüm yok, tabi ki zorunda değilsin diye feryat kopuyor içimden. Bir sağa bir sola sıkılıp duruyorum. Yüz üstü yatıp halıyı seyrettiğimde telefonum çalıyor. Hayatın anlamı, uyku, hayat, yaşadığım günler film şeridi gibi gözlerimin önünden akarken, telefon bir kez daha çalmaya başlıyor. Okkalı bir küfür savurup zor bela kalkıyorum yataktan. Tuvalete gitmezsem altıma edeceğim. Bir alışkanlık gibi telefonu komodinin üzerinden alıyorum. Yüzümü yıkadığımda kendime geldiğimi sanıyorum. Bu saate neden alarm koymuşum? Neden uyanmak zorundayım ki? Şu an uyuduğumda dünya üzerinde değişen bir şey olmayacak. Kimsenin hayatında ben uyuyorum rahatsızlığı da söz konusu değil. Hem yıllarca anksiyetelerimden dolayı uykusuz uykusuz takılan ben değil miydim? Şimdi uyumak benim hakkım. Uykudayken her şeyimi kaybetme korkusu vardı içimde. Bütün kazanımlarımı ben uyurken kaybedebilirim. Bunun korkusuyla mı koyuyorum bu alarmları? Hayır. Beynim kabullendi artık. Ben uyuyabilirim. Uyanıkken de mükemmel bir hayatın yok farkındalığı var artık içimde. Elem Beni Terk Etmiyor Hayatım boyunca kolay olan yolu seçiyordum. Mutlu olmak zordu. Kadın cinayetleri, felaketler, savaşlar, hayvan zulümleri ile dolu bu dünyada mutsuzluk en basitiydi. Durağan yaşamak basitti. Duruyordum. Sayılarla uğraşmak daha kolayıma geliyordu. Ezberim kötüydü. Edebiyattan da anlamazdım zaten. Hâlâ daha bilmem Ergenekon Destanı’nı, Türeyiş’i. Durağanlığımı ezberlemiştim ama. Bütün insanlığın aritmetik ortalaması kadar vardım. Varlığımın farkındalığıyla savrulup duruyordum. Her insanda daha da fazla savruluyordum. İçimde bir fesleğen yetiştiriyor olmayı dilerdim. Hayatıma aldığım insanlar benim sorumluluğumda ama keşke bana verebilecekleri zarara karşı duyduğum hisler de benim sorumluluğumda olsaydı da kendimi bu kadar üzmeseydim.

burak karaman



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı