24'lük İtina

 

     Yaşam biraz kimya, hayat da fizikten ibaret. Periyodik tabloda üç beş elementin birbiriyle kaynaşmasından meydana gelen fiziksel yasalar. 

     Dünyanın dönmesi, yuvarlak oluşu beni ne ilgilendirir? Bana mutluluğun, huzurun matematiği lazım. Kim bu mutlu insanlar? Nasıl başardılar? Bu sorulara cevap verebilirsem mutlu olabilir miyim? Soru, soru, soru... Sürekli sorular sorarak mutlu olabileceğimi sanıyorum. Bana sorarsanız, değiştiremeyeceği şeyleri unutan insan mutludur. Kendisine yanlış gelenlere sesini çıkarmayan insan muhafazakardır. Değiştiremeyeceği şeyleri unutup, hatırladıklarını görmezden gelen insanlar... Niçe, gel de üst insan gör!  

     Fenerbahçe'nin maç kaybetmesi, yönetimin saçma kararları beni neden uykumdan edecek kadar güçlü? Neden ülke gündeminde değiştiremeyeceğim şeyler hakkında kafa yormak zorunda hissediyorum? Tedavi edilmesi gereken bir takıntılık bu. 

     İçimizdeki boşluğu doldurmak, o kaybedilmiş güveni, huzuru, anne kucağının sıcaklığını yeniden bulmak için girişilen nafile bir çaba. Buna karşı bir ilaç bulur mu yakın zamanda ilaç kartelleri, bilemem. Ama benim bu hapı yutmayacağım kesin. 

      Burada Sagopa'dan bir skit eklemek istiyorum: 

+Biliyorsun yani, ben karamsar bir adamım, hepsi bu. 

-Evet. 

+Benim bakış açım bu; karanlık ve kötü.

     Depresif adam sürekli yere bakar. Yirmili yaşlarımın bakış açısıyla söylüyorum bu sözü. Benim bakış açım: asfalt, çukur, kaldırım ve ayaklar. O kadar yeryüzüne odaklıydım ki gökyüzünü unutmuştum. Gökyüzünün bana vaat ettiklerini görmezdim. Bu bakış açımı değiştiren sevgiden başkası da değildi. İnsan büyüdükçe içselleştirmeye çalışır, her şeyi sever. Çünkü bir gün öleceğini anlar. Bir gün önce selam verdiği arkadaşının ertesi gün ölüm haberini aldığında mutlu olmaya en yakın olduğu ana adım atar insan. En çok bildiğimiz ölümdür. Her gün yapar insanlar. Her gün ölür insan ve geride kalanlar gömer ölenlerini. Kendi dünyasından çıkan ölüleri basit cümlelerinin öznesi yapıverirler... 

      ...işte o andan itibaren aslında hiç ölmemiş gibi, sanki bu dünyanın en kalıcı misafirleriymiş gibi devam ederler yaşamaya. -Çünkü insan unutmaya meyillidir klişesi.- Yitirdiklerini unutarak devam eder; bir ev inşa eder, bir çocuk doğurur, bir fidan diker. Ama bu unutkanlığın içinde gizlenen acının ne olduğunu hep hisseder. 

     Bir ağaç kökü gibidir o acı; derinlere doğru uzanır, ama yüzeye çıkmaz. Gökten yağan yağmuru içemez, yalnızca karanlıkta serpilmeye devam eder. İşte bu yüzden insan, karanlığıyla birlikte büyür. Sevdikleri için savaşır, kaybettikleri için gözyaşı döker, ve her yeni sabaha, içindeki sonsuz çelişkiyle başlar. 

     Bu kadar yazdıktan sonra hangi kelime ile bitireyim yazıyı? Önceden olsa nasıl başlasam hangi kelime beni tatmin edecek ki kelimeler arasından derdim. Şimdiyse bitiremiyorum. Ama koskoca felsefeciler anlatamamış yaşamı. En güzelini Albert demiş, hayat hiçbir şey değildir, itinayla yaşayınız. 

     Nasıl bitireceğimi buldum, İsmet Özel'in sesinden bir şiir, iyi bir şiirin ötesi mutlak sessizliktir...

      

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı