KAYBOLMAK ÜZERİNE NOTLAR
Son zamanlarda ölüme çok yaklaştığımı hissediyorum. Bu ölüm duygusu, bedenin sadece yok olup gitmesinden ibaret değil. Bugüne kadar ağır ağır ölen ruhum, sanki freni patlamış yokuş aşağı inen bir kamyon gibi, hızla ilerliyor. Çok şey olma hayalleri ve safsatalarıyla büyüyen ben, bugün geldiği noktada hiçbir şey olmayı başaramamış bir insan olarak duruyorum. Evlat, kardeş, aile, dost, arkadaş olamamış bir ben olarak duruyorum. İnancım gereği olamam gereken ümmet ve kul olamamak da apayrı bir çaba olarak karşıma çıkıyor.
Sanki bu dünyada olan biten her şeyin tek sorumlusu benmişim gibi hissediyorum. Sevgisizlikten taşa dönmüş bir kalp taşıyorum. Bütün duygularım, hislerim ve düşüncelerim, günün sonunda sanki hepsi yalanmış gibi geliyor. Kaçmak istiyorum, buralardan çok uzaklara gitmek, kaybolmak istiyorum. Peki, bu isteğin sebebi nedir? Bunun cevabını burada verebilecek bir insan var mı? Pek sanmıyorum.
Bu aralar etrafımı kırıp dökmekle meşhurum. Bunun sebebinin belki de kaçma isteğimle bir ilgisi vardır diye düşünüyorum. Dost olarak, yoldaş olarak gördüğüm insanları kırmamın arkasında bir şeyler var. Sanki buralardan rahatlıkla çekip gitmem için, bütün sahip olduklarımı un ufak etmem gerekiyor gibi hissediyorum. Kimi zaman da, o dostlarımın, yoldaşlarımın, hiç umurlarında olmadığımı hissediyorum. Dedim ya, ruhum ölüyor ama ruhum ölürken her şeyimi elimden alıp gidiyor. Ne beni bırakıyor, ne de benden bir parça… Senelerim bomboş bir uğraşla geçip gitmiş gibi geliyor. Bunun da sebebi belki de kendimi tanımamam olabilir.
Sahi, ben kimim? Bu dünyada ne işe yararım? Birine faydam olduğu zaman mı ismim de, cismim de değer kazanıyor, faydam olmayınca ise ne ismim ne de cismim var? Neden çocukluğumdan beri, hatta bebekliğimden beri, bana herkes onların birer “projesi” olmam için çaba harcadı? Neden kimse beni bana bırakmadı? Sahi, ben nasıl biriydim acaba? Eğer tüm projelerden uzak büyüseydim, ya da hadi projeler yine olsun ama ben kendimi tanıyarak, öğrenerek büyüseydim, nasıl biri olurdum?
Şimdiki geldiğim nokta da çok garip. Bir ara kendimi iyi bir rol yapıcı sanıyordum. Sonra öğrendim ki rol yapamıyorum. Sahte mutluluk gösterileri yaparken, herkes içimde ruhsuzlaşıp ölmeye başlayan beni görmüş. Şimdi gittiğim her yere mutsuzluğumu ve kederlerimi götürüyorum. Yanımda kahkahalar, espriler uçuşurken, ben sessiz sedasız bir köşede oturup dinleyen biri oldum. Muhabbetlere canım sıkılınca dahil olmaya çalışan ama sonra konuşamayıp köşesine sinen biri oldum. Ben konuşmayı da unutuyorum. Gerçek manada unutuyorum. Önceden, nerede ve nasıl olursa olsun, bildiği şekilde rahatça konuşan ben, şimdi neredeyse iki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyorum.
Elimde olan her şeyi (sahip olduğumu zannettiğim şeyler; meziyet, aile, kardeş, dost vs.) birer birer kaybediyorum. Bütün bunlar giderken, en son sıranın bana da geleceğini biliyorum. Şu an elimde sallanıp duran imanım olmasa ve g*t korkum olmasa, çoktan buralardan giderdim. Peki, kurtuluş nerede? Bunu bilen bir Allah’ın kulu var mı? Bana kim yardım edebilir? Kaybettiğim, yitirdiğim yolumu bulmama yardımcı olabilecek rehberim olabilir mi? İhsanı, takvayı ve salih yolu nasıl bulabilirim, bileniniz var mı?

Yorumlar
Yorum Gönder