Anları Dondurmanın Yolu

Sararmış fotoğraflara bakıyorum. Derinlerden gelen bir piyano sesi var. Ağır aksak çalıyor. Gözlerim, güneşin karşı binanın pencere camından yansıyıp tam da yüzüme vurmasından dolayı kısılıyor. Gülümsüyorum. Gülümsemek bir şeyleri değiştirir umuduyla. İçinde bulunduğum ânı yakalıyorum. Ya da öyle zannediyorum. Gülümsemek sanrılarımı artırıyor. Bunu bildiğim için içimi ani bir hüzün kaplıyor. O hüznün çalan piyanoyla da bir alakası var. Bu ânları neden donduramıyorum ben? Neden bambaşka bir kontrol noktası elde edemiyorum? Bunu yapabilsem, akıp gitmekte olanı durdurmak ister miyim? 

Ellerini otların üzerinde dolaştırmak kadîm bir gelenek mi acaba? Ben medeniyetlerin hangi parçasıyım? Ellerim otlara mı değiyor yoksa atların üstünde mi geziniyorum bildiğim yerleri? Evet, bildiğim yerler ya. Bilmediğim yerlere açık değilim artık, sanırım. Geçtiğim yollardan yeniden geçmek içimi ferahlatıyor. İçim yeniden o ânları arıyor aynı mekânlarda. Acaba buralarda bir yerlerde donup kalmış olabilirler mi? Yeniden ortaya çıkarabilir miyim onları? 

Yazmanın beni bir yerlere götürdüğü kesin. Gittiğim yerler yeni yerler değil belki ama bambaşka bir haller içinde halim. Hüküm giydiğim ne? Yaşamak, beni nereye götürüyorsun?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı