Koooooooooperatif







Biri bizi hem berber hem muhtar olanlardan korusun. Çok akıl çelici olabiliyorlar. Önündeki koltuğa geçtiğinde kalınan çaresizlikten herhalde, temeli olmayan fikirlerini sana empoze etmeye başlıyorlar. Gençlik ve orta yaş aralığında “olmayan fikirleriyle” etkileyemeseler de, yaşın kemale ermesi dediğimiz 50–55 aralığı yaşlarda etkilenmeye başlıyorsun. 55 yaşında emekli olmuş ve gününün çoğunu boş geçiriyorsun. Berbere artık sadece saç kestirmeye değil, çay muhabbetine de gidiyorsun. Eski mahallelerde genellikle seninle birlikte emekli olmuş birkaç tane yaştaşı olur her insanın, beraber mahallede volta atmaya çıktığın. Tam bu yürüyüşler sırasında bir ömür hiç tatil yapmadığın aklına gelir. Hayat meşgalesinin unutturduğunu zannedip şimdi ne yapabileceğine bakarsın. Artık köye ev yaptıracak yaşı geçmişsindir, daha hızlı elde edilebilecek şeyler cazip gelmeye başlar. Bu fikirler gelmeye başladığında hem berber hem muhtar olan arkadaşın aslında en azılı düşmanın, onun yanına uğramayacaksın. Orada zararlı fikirler olabilir ki, ben de bu berber muhtarın gazabını yedim. Günlerden bir gün yine evden çıktım, ellerimi arkamda bağladım, belden hafif eğik, omuzlarım dik yürüyerek 2 sokak aşağıdaki caminin kenarında olan berberin dükkânına uğradım. Dükkânda Kazım ile Fehmi kafa kafaya vermiş, muhtarın gösterdiği kataloğa bakıyorlardı. Ufaktan iliştim yanlarına, baktım Afyon termalleri yazıyor. Dedim, "Nedir bu?" Kazım dedi ki; "Kurbanlık dana gibi hisseye giriyorsun, yılda 2 hafta kullandırıyorlar. Ucuza yazlığın oluyormuş. 2 gün sonra bir servis kalkacakmış, caminin oradan termalin yapılacağı yere götürüp projeyi anlatacaklarmış, 3 yıla teslim diyorlar falan." Çok mantıklı geldi bana, site içerisinde havuzları olan, termalleri olan, spor salonları olan bir yer. Zaten daha sana ait bir şey alsan, çocukların okulları falan derken en fazla bir ay kalırsın, o yüzden 2 hafta gayet yeterli ve neredeyse 4’te 1’i fiyat, e o zaman gidip bir bakalım. 2 gün sonra atladım otobüse, gittim Afyon’a, mekânı yerinde görmeye. Projeyi anlatıyorlar, yapılacak projenin kocaman bir maketi yapılmış, hangi evin hissesine girersen onu oradan gösteriyorlar. Birkaç tane prefabrik ev kurmuşlar, evlerin iç mekân tasarımını göstermek için, ya evin içinde havuza benzer jakuzi var, kocaman, çocuklar "Baba, biz burada bile yüzeriz, şunun büyüklüğüne bak" dediler. Ne ise, ballandıra ballandıra anlatılınca yaşımızı da hesaba katarak, bundan başkasını karşılayamam deyip kayıt oldum. Süreç başladı, 3 yıl sonrasının hayalini kuruyorum, çocuklarımı o havuzda hayal ediyorum. Derken 2 yıl sonra, 1 yıl uzayacağını söylediler ve bu süreç loop’a bağladı, ödeme süreci 5 yılda bitti, 8 ya da 9 yıl sonra iflas ettiklerini öğrendik. Ben tüm parayı ödedim ama o termal bitmedi. Dolandırıldım yani, ama dolandırıldığımı 2. kez bir yıl uzattıklarında anladım. O kadar yaşamayı unutmuştum ki, bir umut beklemeyi tercih ettim. Bekledim. Ancak bugün, yaşlılığın getirdiği zamansızlıkla belki, umudunun boş olduğunu fark ettim. Hiçbir şey yaşamamış bir adamın umudunun yalnızca bir aldatmaca olduğunu anladım. Daha sonra bir köşede oturup geçen yılları düşündüğümde, fark ettim ki, aslında yaşamayı unutmamışım, hiç öğrenmemişim sadece. İşte o zaman hayatımın devamını yaşayarak geçirmem lazım dedim. Artık umut etmek yerine, gerçekten yaşamak istiyorum. Kendimi ormana attım. Kahverengi ile yeşilin hâkim olduğu ama her tondan rengin özgürce yaşayabildiği yerde yürüyorum. Sessiz ve sedalı, kuş sesleri içimi gıdıklıyor. Betonun arasından çıkıp bir ağacın altına geçtiğimde yaşam kendini belirtti: 'Ben buyum ve sen insanoğlu kendin girdin betonun arasına, hoş geldin yaşamaya.' Gözümün alabildiği her yer detaylı ve doğal. İnsanoğlunun yaşadığı yer detaylı ama doğal değil. Her anı dolu dolu yaşamak için bir umut dolu başlangıç yapmanın vakti gelmiş de geçiyordu, ben başlangıcımı orman seçtim.

















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı