Arjantin'e Dair Notlar

 Arjantin’e yaşamaya geleli tam 5 ay oldu. Buraya gelirken öncelikli planım dil öğrenmek, pasaportunu almak ve yüksek lisans yapmaktı. Tabii ki kalacak yer problemini halletmek içinse Rosario Merkez Camisi'nde fahri imamlık yapacaktım. Aslında her şey güzel bir şekilde başladı. Cemaatimle ilk tanışmam güzel olmuş ve beni sevmişlerdi. En azından bir kısmı sevmiş, bir kısmı da korkmuştu. Korkan tayfa başlarında Türk bir imam olmasından ve caminin yönetiminin bir Türk’ün elinde olmasından çok korkmuştu. Bunu 1 Mart tarihinde helal tavuk almak amacıyla başkente gittiğimiz zaman anlamıştık. Kapının kilidini değiştirmek için harekete geçmişler ve bizim haber aldığımızı duyunca da camiye girişimiz engellenmişti. Yani tam manasıyla kapı dışarı edilmişti.

Bizi kapı dışına koyan grubun gizli lideri Hristiyan bir avukattı. Cemaatten bir grubu “Türkler dedelerimize yaptıklarını şimdi bize yapmak istiyorlar! Bizim dedelerimiz onlardan kaçtı geldiler! 100 sene önce yapamadıklarını şimdi bize yapacaklar!” diyerek ayartmış. 5 gün sonrasında polis eşliğinde eşyalarımızı alabildik. Sonrasında ise ben Turist Ömer gibi Arjantin’de dolaşmaya başladım. Çoğu zamanım Rosario’da geçti ama kimi zaman ülkenin en kuzeyine, Salta eyaletine gittim; kimi zaman da Mendoza, Cordoba veya başkent olan Buenos Aires’te geçirdim. Bu seyahatlerimde bütün eşyalarımı yanımda dolaştırıyordum. Şimdi ise camiyi yasal olarak tekrardan almak üzereyiz inşallah. Arjantin Santa Fe eyaletinin tek imamı olan ben, 4 ay camisiz kalmıştım. Bu olaylar bir düzen kurmama engel olmuş, arkadaşlar edinememiş ve dil öğrenimi yavaşlatmıştı.

Ha, unutmadan, ben Türkiye’den ayrılırken evlendirilme baskılarından bıkmış bir şekilde ayrılmıştım. Bu süreçte de evlendirilme niyetiyle 2 kişi ile tanıştırıldım. Biri 31 yaşında Filistin asıllı bir diş hekimiydi (yaşını görüşmede öğrendim), bir diğeriyse 24 yaşında psikoloji mezunuydu. Filistinli olan kişiyle bana yalan söylenmiş olduğunu öğrendik. Bu yalan, ikimizin de çok evlenmek istediği ve birbirimizi duyunca "Tam aradığım kişi." demişiz olarak aktarıldı. Meğerse o da ben de evlenmek istemeyen taraftaydık ve hayatta birbirimize başarılar dileyip ayrıldık. 24 yaşındakiyle de yüz yüze oturup konuştuğumuzda hiç evliliğe dair bir konu açmadan tatlı tatlı konuştuk, daha sonradan numaralarımızı aldık ve ayrıldık. Mesajlaşırken birden engelledi ve o muhabbet de öyle bitti. Tabi bunu duyan annem telaşlanmaya başladı ve bana Türkiye’den gelin bakmaya başladı. Başladı başlamasına ama yarıda kaldı. Çünkü hiçbir kızı ailesinden koparıp Arjantin’e getirmeme gönlü el vermedi. Ben de evliliğe karşı olan bakış açımı artık yumuşatmış, karşı gelen tarafta değil "nasibimizde varsa buyursun gelsin" tarafındaydım.

Bu arada geçenki yazımda demiştim ya: “Sonra şunu fark ettim: Bir anda dağdaki derviş gibi olduğumu, yani cami içinde yer alırken insanın kendini Allah’a sattığını zannetmesinin kolaymış ama cami elden gidince, o dervişin şehre inmesi gibi ne mendil kaldı ne süt. Bir anda sudan çıkmış bir balık gibi hissettim.” Bu muhabbetin benzeri, o yazıda bahsetmediğim bir başka konuda da vardı. O konu ise Latin hatunlarıydı. Şimdi biz Türkiye içerisinde bazı mevzulara alışmış ve kabullenmiştik. Bir anda burada bulunan Latin hatunları görünce insanın kafası bir anda gidiveriyor. Çok kıymetli ve harika vücutla yüz hattına sahip olanların sayısı haddinden fazla olarak bulunuyor. Belki de bu sebepten dolayı evliliğe karşı bakış açım değişmiş olabilir. Bir de evlilik neden dinin yarısı olduğunun tefsiri gibi. Neyse, bu konuyu daha fazla uzatmaya gerek yok.

Ama çok garip ülke. İnsanlar genellikle iş çıkışını şarap veya bira içerek geçiriyor. Ciddi bir alkol kültürü var. Kahve veya kafe kültürü hiç yok. Rezalet kahveler yapıyorlar. Zaten mate adında çok boktan olan, berbat bir çay anlayışları var. Bir de herkes aynı bardağı kullanıp aynı pipetten içiyor. Kafeler akşam 8 dedi mi kapanıyor. Şehirlerde adamakıllı gezilecek yer sayısı az. Sokaklar genel itibariyle 90’lardaki Sovyet Rusyası havasında. İğrenç bir mimariye sahip. Çok güzel ulusal parklar var ama işte sayısı az. Genelde burada akşam yemekleri çok geç yeniyor. Ama bir ızgara yapıyorlar, bazı yerlerde şahane oluyor. Mesela Rosario’da Messi’nin ailesine ait bir restoran var, çok güzel antrikot pişiriyorlar. Ülkede çok saçma bir enflasyon var. İleride pasaportu alınca burada siyasete atılacak olursam ilk icraat olarak pesodan üç tane sıfır atmak olur. Bu beni bence Arjantin’in reisi yapar gibi geliyor. Türkiye'nin gerisinden gelen bir ülke olmasından kaynaklı Erdoğan politikalarının bir kısmını izlemek siyasette güzel bir başarı verir diye düşünüyorum. Gerçi bunlar çok ibneler. Gerçek manada ibneler. Burada L’den başlayıp hangi harfi ekleseniz karşılığını bulursunuz. Neyse, yazıyı şimdi burada bitireceğim. Arjantin’i bir nebze övdüysem de sövdüysem de bu kadar yeter. Devamı gelir mi bilmiyorum.

Allah’a emanet olun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yazan Ve Yöneten

Kabullen Ve Varol

Desem de İnanma