Pazartesiden Önce Bonusu : Yerde Oturmak

Yıl 2002. Yaşım 15. Şubat ayları olsa gerek. Dışarda sağanak yağış var. Şiddetli bir rüzgar. İçinde bulunduğum oda, evimize doğalgaz geleli 7 yıl olmasına rağmen sobasız oda gibi soğuk. Cam kenarında yere serili bir minder var. Minderin yanında duvara 45 derece açıyla konumlandırılmış eski tip 5’li bir vitrinin en büyük parçası var. Televizyonun konulduğu parça. Televizyonun konulduğu kısım boş. Orada eski tip bir müzik seti var. Çalışmıyor. Orayı ders çalışmak için kullanıyorum. Ama o kadar yüksek ki sandalyenin üstüne divanlarda kullandığımız kırlentlerden iki parça koyarak ancak yetişebiliyorum. O şekilde kim rahat edip ders çalışabilir ki. Neyse. Yerdeki minderler bir koltuk eninde. 180 cm uzunluğunda olsa gerek. Bir de yaslanabileceğimiz bir parçası var. Minderin bittiği odanın diğer köşesinde eskiden ayakkabılık olarak kullandığımız üç raflı kapaklı bir dolap. Üstünde bir kasetçalarlı çok kalitesiz bir radyo var. Radyoda Candan Erçetin çalıyor. “Olmaz birtanem olmaz sevdiğim olmaz inan bana olmaz aşk böyle olmaz.” Minderlerde oturuyorum. Oraya birkaç parça dergi sermişim. Ağbimin okuduğu lisede çıkarılan dergiler. Öyle güzel tasarımları var ki. Öyle kıskanıyorum ki ağbimi. Keşke ben de bu dergilerde olsam diyorum içten içe. Öyle güzel yazılar var ki. Hepsini defalarca okuyorum. Altını çiziyorum kimilerinin. Bir tane yazıyı öyle beğenmişim ki alıp onu ajandama aynen geçiriyorum. Yazının başlığı “Otobüsün Camından”. Ben de diyorum. Ben de bir gün dergi çıkaracağım. Dergilere yazı yazacağım. Dışarda yağmur biraz olsun hafifliyor. Üşüyorum. Sandalyenin üstüne iki kırlent atıp yazmaya başlıyorum.

---

Yıl 2012. Yaşım 25. Şubat ayları yine. Bu sefer kar var. Dışarısı buz. Ama içerisi sımsıcak. İşten eve doğru gelmek için servise biniyorum. Serviste kar yağışıyla ilgili hatırladığım ne kadar şey varsa hepsini hatırlıyorum. Bir tek doğduğum zaman yağan karı hatırlamıyorum. Kulağımda kulaklık. Candan Erçetin çalıyor. “Gamsız hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını.” Bir yayınevinde çalışıyorum. Esasında bu cümleyi söylemenin dışında bir yayınevinde çalışmak beni yoruyor. Yapmak istediğimin bu olduğundan emin değilim. Hep kaçıyorum. Her fırsatta kaçıyorum. Olmak istemediğim bir yerde olduğumun farkındayım. Servis bizi metrobüse kadar anca bırakıyor. Eve koşuyorum. Minder arıyorum. Üniversitede çıkardığım dergileri çıkarıyorum. Yere otuyorum. Seriyorum dergileri. Okuyorum da okuyorum. Sanki bir hazineye dalmış gibiyim. Neler yapmışım diyorum. Hatalarıma gülüyorum. Dışarda kar daha da şiddetleniyor. Yerde oturmaya devam ediyorum. Yazmak istiyorum.

 ---

Yıl 2022. Yaşım 35. Şubat ayları. 20 yıl önce yerde oturduğum evin salonunda yerde oturuyorum. Dışarda yağmur yağıyor. Saat 20:30. Öğrencilerimin çıkardığı dergiye bakıyorum. Öyle mutluyum ki. 20 yıl önceki düşüncelerim aklıma geliyor. 20 yıl önceki düşüncelerimden sadece birkaç metre uzaktayım. Ancak bu kadar ilerlemişim. Bence çok bile. Kendimi derginin satırlarının içinde kaybetmek istiyorum. O cümleler biraz da benim cümlelerim. Sayfalara bakıyorum. Yazan isimlere. Ne kadar da güzeldir dergi çıkarmak diyorum. Bir yerlerde yere oturup bu dergilerin içinden benim yazıma tutunan 15 yaşında bir genç var mıdır acaba diye düşünüyorum. Var mıdır yazdığım kelimelerle kendisine yollar çizen biri? Defalarca çeviriyorum sayfaları. Sayfalar. Her birinde bir insan gizli. Bir hayat, bir hayal. Şimdi kimler ne heyecanlar içinde hangi 20 yılını yerde oturarak kuruyor? Ben yerde oturmak istiyorum. Her şey yerde oturarak başlıyor bende.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı