Top Sana Gelmiyorsa Sen Topa Git

Küçük yaşlarda ben de her Türk erkeği gibi futbolcu olmayı hayal etmiştim. Futbol oynamak kendimi önemli hissettiriyordu bana. Çok önemli bir iş yapıyor gibi. İnsanlara liderlik etmek, topu yönlendirmek, oyunu verdiğim önemli paslarla değiştirmek filan acayip hoşuma giderdi. Ama yaşıtlarım kadar sert değildim 11-12 yaşlarımdayken. Erkek grubunun içerisinde siz bir yere konumlandığınızda o konumdan çıkıp başka bir kademeye geçmek oldukça zor oluyor. Eğer çalışkan ve efendi çocuksanız yırtıcı baskın çocuk olmak çok zor. Komikseniz mesela ve herkesle dalga geçiyorsanız efendi kademesine geçişiniz hiç kolay olmaz. Ben de çalışkan ve efendi çocuktum. Çalışkan ve efendi çocuklara sınıfın yaramaz serseri çocuğu-çocukları pek bulaşmak istemezler. Çünkü grup için lazım olan akıl çalışkan çocuklarda vardır. Ve serseri çocuk kafası çalışıyorsa çalışkan ve efendi çocuklardan faydalanmasını bilir. Bense her ne kadar yırtıcı olmasam da grubu manipüle edip yönetebileceğimi biliyordum. Ki çoğu zaman öyleydi. Ama serseri ya da baskın çocuğu yanıma almam gerektiğini biliyordum tabii. Serseri çocuğun saygısını kazanmak hiç zor değildi. Doğru bir iletişim kurmak, ona olabileceği gelebileceği yerleri göstermek. Ve tabii ki serseri çocuğun gelişimindeki başarıda pay sahibi olmak da bu işin en keyif verici tarafıydı.


Futbolcu olmak diyordum. 6. sınıftayken sınıfımızın bir futbol takımı vardı. Ama bütün takım silme serseri çocuklar. Ne kadar işe yaramaz ders dinlemez öğretmen sevmez çocuk varsa hepsi takımda. Ben de bu durumdan rahatsızım. Çünkü hepsi serseri ama içinde berbat futbol oynayan çocuklar var. Ve her maç bizim sınıf diğer sınıflara yeniliyor tabii. Beden eğitimi derslerinde de tahmin etmek zor olmasa gerek futbol maçı yapıyoruz hep. Ben de kendime bir yöntem seçtim ve uygun fırsatı bulduğumda şut çekmeye başladım. Ama Allah ne verdiyse vuruyorum. İyi şut çekebildiğimi o zamanlar keşfettim. Her vurduğum da gol oluyor. Zımba gibi vuruyorum ama. Hani görsünler beni takıma alsınlar diye. Ama yok. Yetenek bizim serseri çocuklar için ayırt edici bir özellik değil. İstediğin kadar becerikli ol ama mesela onlar gibi küfredemiyorsan takıma giremezsin.

Sonra aklıma bir fikir geldi. Benim gibi sınıf takımının bu durumundan rahatsız olan arkadaşlar var. Ama çok iyi de top oynayamıyorlar. Olsun dedim ben bu durumu sert şutlarımla idare ederim. Sınıfın en çalışkanı var. Zehir gibi bir kafası var. Ama çok hantal. Kaleciliğe özeniyor, çeşit çeşit eldivenler falan takıyor. Çünkü anca onu yapabiliyor. Berbat bir kaleci. Aldım onu karşıma. Dedim biz kendimiz bir takım kuralım. Takımda olmayanlardan. Sınıfın takımına karşı oynayalım. O da acayip gaza geldi. Ben Wakabayaşi’yim sen de Tsubasa ol dedi. Tamam dedim. Hemen Misaki çıkageldi. Ben, müthiş sağ ayağımla çektiğim şutlarım ve 6 yeteneksizden oluşan bir takım kurduk. Sınıf takımının kaptanına dedim böyle böyle. Onlar da güldüler falan. Olm yapmayın etmeyin biz sizi darmaduman ederiz falan. Dedim biz sizi yenersek sınıfın yeni takımı biz olacağız. Dediler tamam. Erkekler rekabet sever. Ama ben tabii takımı topladım dedim beyler hep pas yapıyoruz. O zamanlar daha Barcelona’nın pas oyunu falan yok. Ama ben keşfetmişim. Sene 1999 falan. Maç başladı. Paslı oynuyoruz falan ama bizim takımda kimse tabii bu oyun stilinin gerekliliklerini bilmiyor ki. Boş alana kaçışlar, duvar pasları falan hiçbir şey yok. Herkes olduğu yerde bekliyor. Hani bir oyun vardı. Dikdörtgen bir tahtanın üstüne karışık şekilde çivileri çakarsınız. Çivilerin arasından demir para geçecek şekilde boşluk bırakırsınız. Parayı da orada top gibi kullanırsınız. Bizim adamlar da o oyundaki çiviler gibi. Öylece ayakta duruyorlar. Baktım olacak gibi değil. Durduğum yerden bir iki şut çektim ama tabii mesafe uzak. Biz olduğumuz yerde durunca karşı takım tabii gelip topu almaya başladı. Alıyorlar bizim takımdan pres yapan yok. Herkes olduğu yerde bekliyor. Adamlar topu yuvarlıyor, gol. Bizim üstün zekâlı kaleci bir zıplıyor sanırsın ayağının altında yay var. Ama top yerden geliyor, gol. Darmaduman ettiler bizi.



O günden sonra başkalarına güvenip iş yapmayı bıraktım. Topu attığım adamlar topa doğru gelmedikçe ben de pas atmaktan vazgeçtim. N’apayım!

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı