5 METREKARE

5 m² bir alanda sıkışıp kalmak nasıl bir duygu, bilir misiniz? Eğer mahpusluk hayatınız olmadıysa, kalabalık bir öğrenci evinde ya da fakir bir Kürt (!) ailede bulunmadıysanız bilmezsiniz. Ben mahpusluk hayatı yaşamadım ve Allah’a şükür Kürt de değilim. Sadece son zamanlarım 5 m² bir alanda, geceleri çok rahatsız edici bir koltuk üstünde geçiyor.

Buna rağmen manzaram şahanedir. İstanbul’da alışık olunmayan bir manzaram var. İlk bakışta çam ağaçları, çınar ağaçları ve adını bilmediğim birkaç çeşit ağaç görünür. Ağaçların ardında bir cami belirir. Caminin ötesinde ise modern olmak adına dikilen biçimsiz binalar sıralanır. Denizden mahrumum; bu biraz canımı sıkıyor ama yapacak bir şey yok.

Ara sıra bahçeye çıkma fırsatı buluyorum ve çıktığımda bir veya iki kirpi görüyorum. Onlar da şaşkın, ben de şaşkınım. "Nasıl oluyor da ikimiz de buradayız?" diye düşünüyorum. Çoğu zaman manzarama kirli ve buğulu bir camdan bakıyorum. Ara sıra, bir emanet kettle ile termosta demlenen çay eşliğinde bu manzarayı seyrediyorum. Temiz hava, dört parmak açılan bir camdan geliyor.

Eski köy evlerindeki gibi tuvalete dışarı çıkmak zorundayım. Bu durum, şehirler arası otobüslerin mola verdiği tesislerdeki soğuk tuvaletleri anımsatıyor. Burada teknoloji çok yakından takip ediliyor; 72 ekran LCD bir televizyon bile var. Sabahtan akşama ve akşamdan sabaha kadar tek bir kanal açık: Devlete ait bir haber kanalı. Galiba bu gidişle beynimi yıkayacaklar ve iktidara körü körüne bağlayacaklar beni. Allah korusun, en çok korktuğum şeylerden biridir bu.

En ufak bir haberde, haklı muhalifliğimle yorum yapıyorum. Arada bir uçan kuşları görüyorum ve ümidim artar gibi oluyor. Ancak geçenlerin sadece karga olduğunu fark edince, tavuk dönercilere kızıyorum: "Hadi martıları bitirdiniz, ama güvercin ve kumrulardan ne istediniz?" diyorum içimden.

Burada öğrencilik yıllarıma döndüm. Üniversitenin kötü yemekleri gibi yemekler yiyorum. Yiğidi öldür, hakkını ver demişler; burada yemekler hem ücretsiz hem de üniversite yemeklerinden bir tık daha kaliteli.

Sürekli deniz altında dalış yapıyor gibi bir tüp sesi duyuyorum. Bu yüzden gözlerim hala ara ara denizi arıyor. Bej rengi duvarları görünce çöle dönmüş gönlüm geliyor aklıma. Bu 5 m² yetmiyormuş gibi bir de onun hüznü yıkıyor beni.

Düşünceli bir şekilde yürüyecek bir alanım olmadığı gibi, sigaramı yakıp dertlenip oturamadığımdan kendimi uykuya hapsettim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı