Başkalarının Savaşı

“Her zamankinden.” dedim bakkala girince. Bakkal şıp diye anladı neyi kastettiğimi. Elini sigara bölmesine her sabah aynı saatte aynı şeyi yapmanın alışkanlığıyla uzattı. Ben terk edince dükkânı, hiç düşünmemiştir herhalde arkamdan bu alışkanlığının daha ne kadar devam edeceğini. Benimse zaten umurumda değil, sigaramın tadını çıkarmaktayım. Neden umurumda olsun? Her gün aynı işleri, aynı şekilde yapmanın ne gibi bir zararı olabilir? Hem dünüm bugünüme ne kadar benzese de, bu hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelmiyor ki. Ben başkayım bir kere. Dünkü ben yok artık. Dün mesela bunları düşünmüyordum. Bambaşka şeyler vardı aklımda. Hayatın ve ölümün anlamını düşünmüştüm ve bir neticeye varmıştım. İnsan nasıl yaşıyorsa öyle ölecekti, öyle ölmeliydi de zaten. Hayatı boyunca önem verdiği her şey ölümünde anlamını bulmalıydı. Kimse bir davası olmadan yaşamamalıydı. Uğruna yaşanacak bir dava yoksa ölünce anlam kazanacak bir şey de yoktu. Bakkaldan çıkıp otobüs durağına doğru yürürken bunları düşünmüştüm dün bu saatlerde. Şimdi tekrar otobüs durağındayım, bu kez eve gitmiyorum ama. Derbi birkaç saat sonra başlayacak, yavaştan heyecanlanmaya başlıyorum. Derbiyi stadyumda canlı canlı izlemek beni hep heyecanlandırmıştır zaten. Futbol, bu da sigara gibi bir alışkanlık, farkındayım bunun. İnsanın nasıl bir davası varsa tuttuğu bir takım da var elbet. Hep başkalarının savaşı, başkalarının maçı. Ne fark eder ki? Hiçbir eylemim başkalarıyla alakalı değil. Birileri kavgaya tutuşuyor, o huysuzların kurduğu davanın fedaileri ölüyor. İki takım maç yapıyor, birileri sevinirken bir başkası üzülüyor. Önemi var mı? Bir taraf seçmek veya hayatımı bir davaya adamak benim kararım değil mi? O zaman aslında kavgaya tutuşan benim, davayı ben kurmadıysam bile davamın sahibiyim. Sahada koşturanlar da benden başkası değil. Bunların hepsi benim tercihim. Kafam bunlarla meşgulken otobüs geliyor, sigaramı söndürüyorum, akbilimi basıp atlıyorum. Yolum uzun ama oturmak istemiyorum. Gittikçe daha da yerimde duramaz oluyorum. Camdan dışarıyı izlerken düşünmeye devam ediyorum. Bu coşkuyu ve gerilimi yaşamak için her günümü farklı geçirmem, yeni yerler görüp yeni tatlar denemem gerekmiyor. Kimin zamanı ya da enerjisi yeter ki buna? İlla ki bazı şeyleri yaşamadan ölüp gideceğiz. Yaşamadığımız her deneyim, harcadığımız her vakit için dövünüp durmanın bir anlamı yok. Bazı duyguları ve deneyimleri simüle etmek gerek. Kitaplar, filmler, müzikler ve futbol maçlarının amacı da bu değil mi? Gezip göremediğim yerleri, yaşayamadığım tecrübeleri filmlerle ve kitaplarla kafamda keşfediyorum. Derbi heyecanını yaşamak için de futbolcu olmama gerek yok. Tüm bu aldatmacalar, taklitler, tribün ve sahnelerin gerçekliğin yerini tutamayacağını biliyorum. Hangi tarafta durduğumun bir önemi yok, kimin kavgasını verdiğimin de. Yol bitecek, stadyumdan tezahüratlar çalınacak kulağıma. Birer sigara daha yakacağım maç başlamadan ve bittikten sonra. Her şey olacağına varıyor zaten sonunda.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı