Gökdelen Apartmanı
İnsanlarla konuşmak, hele ki sana bir şey katmıyorsa sözleri, tam bir zaman kaybı. Zamandan kazancım yoktu ama kaybetmekte istemiyordum. Sırf bu yüzden yıllardır yalnızım. Yalnızlık eve geldiğinde zile basmayı özlemek, anahtar kullanmaktan sıkılmaktır. Manava gittiğinde meyveleri tek tek almak, marketteki en küçük peyniri almaktır. Sessizlik. Koltukta yer değiştirmek. Sırf sessizliği gidermek için açılan televizyondan sıkılmak. Dolapta küflenmiş salça, filizlenmiş patates ve yemek masasına sahip olmamaktır. Paylaşılmayan sohbet, anlatılmayan anı, yorumlanmayan filmler... Sessiz bir pazar gününe gözünü açmak. Küçük tılsımlı replikler halinde mutluluklar. Tüm bunlarla geçiriyordum günlerimi. Küçüklüğümde; fikirlerimin oluştuğu o günlerde bu durumdan korkuyordum. Yalnız olmaktan değil, düz bir hayata sahip olmaktan. Her gün birbirini takip eden eylemleri yapmaktan. Hayatımı ezberlemekten korkuyordum.
Şu sıralar beni anlayacak birini buldum sanırım. Karşı apartmanda oturan birisi ruhuma kadar işleyen bir müzik çalıyor. Bir piyano sesi bu gelen ses. Kimdir, nasıl biridir bilmiyorum. Onu tanımayı çok istiyorum. Bir gün apartmanın önüne kadar gittim. Zillere basmak üzereyken vazgeçtim. Bilmemek ve hayalini kurmak daha iyi. Yalnızlığımı bozamam. Hem en son üç gün önce konuşmuştum. Bazen kelimeler sönük kalıyor aklımdakileri anlatmaya. Susmaya başlıyorum.
Küçükken -yaklaşık olarak bundan yirmi beş sene öncesi- dünyayı değiştirmek adına bir sürü fikrim ve konuşmalarım vardı. Şuan çorabımı değiştirmekten acizim. Gecekondu mahallesinin tam ortasında yer alan bir apartmanda oturuyorduk. Arkadaşlarım da o gecekonduda yaşayanlardı. Oturduğumuz ev onların gözünde gökdelendi. En yakın arkadaşlarım, ileride senin gibi gökdelenlerde oturacağız diyordu. Bu durumdan rahatsız oluyordum. Ben de onlar gibi küçük ve mutlu bir eve sahip olmak istiyordum. Hem onlar oturdukları yere para da vermiyorlardı. Bir insan dünyaya geliyor ve kendinden önce gelmiş kişilerin yaptıkları binalara para verip kalıyor. Bunlar zaten bizim hakkımız değil miydi? Barınma hakkı dediğimiz bu değil miydi? Zaman geçti artık hayatım bir mahalle ile sınırlı değildi. Bir kaç ilçeyi geçip okula gidiyordum. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken arada yağmur damlalarından kaçmış apartmanın kat boşluğuna sığınan insanları görüyordum. Battaniyelerine sıkıca sarılmışlardı ve gidecek hiç bir yerleri yoktu. Her gün orada aynı şekilde duruyorlardı. Zaten kaybedecek bir şeyi olmayan insanların elinden hakları da alınmıştı. Kimsenin umurunda değillerdi çünkü sistemin dışına atıldılar. Her sabah bir yere yetişme niyetleri yoktu. O kaldırım taşları onun eviydi. Yaklaşık on dört on beş taştan oluşuyordu evi. Uzaklara bakıyordu çünkü pek de bir şey kalmamıştı yakınlarında. Onların hayatını değiştirmek için bir şeyler yapmam gerekiyordu.
O günlerin üzerinden yirmi beş sene geçti. Kendimi dünyaya ait hissetmiyorum. Zemin kat adamıyım. Bir apartmandaki en ucuz daire neresiyse orada kiracıyım. Evet yenildim sisteme. Sabah evden çıkıyorum akşama kadar bir şeyler yapıyorum akşam eve geri geliyorum.
Bir sabah kendimi öldürmeye karar verdim. Bir köprüye gittim. Bir başkasını gördüm. Hayata yenilmiş biri daha. ''Kim bilir şuan diğer köprülerde kaç kişi vardır?'' diye düşündüm. Düşüncelerim derinleşti. İntihar etmek üzereyken durdurdum ve ''neden?'' dedim. Neden öldürüyoruz kendimizi. Ölmek mi istiyorsun, o zaman bir kız çocuğu ol tecavüze uğra ve namus temizlemek için öldürsünler seni. Ölmek mi istiyorsun? O zaman bir uçak bileti al ve Afrika'ya git. Bir damla su içebilmek için kilometrelerce yol yürü. Geri dönerken Havanın sıcaklığına dayanamayıp oracıkta öl. Ölmek mi istiyorsun? Filistin'e git ve bir eve misafir ol. Bir akşam yemeğini yediğiniz sırada evi işgalci İsrail ordusu bassın onlara isyan et ve vurularak öl. Hâlâ ölmek mi istiyorsun. O zaman bir maden ocağına git. Yerin metrelerce altında senin gibi yüzlerce insanla birlikte çalış ve sebebi bilinmeyen bir nedenden göçük altında kalarak öl. Ama sakın boktan bir apartman dairesinden çıkıp bu köprüden atma kendini.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var. Yaşıyorsan bekle, doğacak bir gün diğerinden kötü olacağını bilsen bile bekle. Kurtuluşu bekle. Kurtuluş orada.
__________________
Kitap Önerisi: Abdullah Cahit Zarifoğlu - Bir Değirmendir Bu Dünya

Tek bir kelimeyi hak eder bu eser oda "Şaheser" 👏👏👏👍👍👍
YanıtlaSilçok teşekkür ederim. sizlerden feyiz alıyoruz ondandır . :)
SilEstağfurullah azizim ne demek 😏😏
SilSöyleyecek bir şey bulamıyorum. Kusursuz...
YanıtlaSilteşekkürler efenim
Sil