Pazar Hikayesi

   
     Yağmurun ardından gelen toprak kokusu arasında pazara doğru yöneldi. Kalabalıklar arasında kaybolmayı severdi. Pazara gitmesi de sırf bu yüzdendi. Bazen bir balık tezgahına bazen meyve tezgahına bir köşeye çekilip uzun uzun bakardı. İnsanların konuşmasını dinlemeye bayılırdı. Burada pazar tezgahları, salı ve çarşamba olmak üzere iki gün açılıyordu.
Bir meyve tezgahının yanında durdu.  Tezgahta kendinden başka üç kişi daha vardı ve bunlar
önlerindeki elmaları tek tek seçiyordu. Her elmaya bakıp, en iyilerini seçenler pazarcıya parasını verip diğer tezgahlara yöneliyordu. İşin tuhaf yanı diye düşünmeye başladı. Her gelen iyi elmaları seçip alıyor. Akşama kadar bu böyle gidiyor. Akşam bu tezgahtan alınan son elmalar çürük, ezik ya da herhangi bir sebepten beğenilmeyen elmalar. Lakin sabah en iyi elmayı alanla bu elmalar arasında bir fiyat farkı yoktu. Küçük ve önemsiz bir detaydı ama bunun böyle olmaması gerektiğini düşünmeden edemedi. Bu düşünceleri arasında elmalar azalıyor,  müşteri artıyordu. Derken birden bire -bu hikayelerdeki her şey birden bire olmaz mı? Yaşam beklenmedik olaylara göre şekil alır.- İşte öyle birden bire bir elmayı düşürdü bizimki. Ardından bir tane daha derken pazarcı elmaları tutmak için göbeğini ve kollarını tezgaha dayadı. Elmaların durduğundan emin olunca yavaş yavaş kalktı. Dört beş elma daha kucağının arasından düşse de diğer elmaları kurtarmıştı. Pazarcı bizimkine doğru baktı. Bir şey söylemedi. Yerdeki elmaları söylene söylene kaldırdı. Pazarcıya yardım etmek için eğildi bir kaç elmayı da o topladı. Tezgahın arkasına koydular elmaları. Tek tek silip yeniden koyacaktı ön taraflara. Taliplileri gelip elleyecek, ardından alacaklardı. Bizimki mahcup bir şekilde nasıl özür dileyeceğini düşünüyordu. Herkesin başına gelebilecek bir olaydı. Kasıtlı yapmamıştı ama yinede özür dilemesi gerektiğini biliyordu. Pazarcı ona doğru bakmasa da yere düşen elmaları tek tek alıp, onları silerken içinden küfürler savurduğunu anlıyordu. Bunun için zihin okuma yeteneğine gerek yok. Yüz ifadeleri her şeyi açıklıyor.
      Artık kendinden emin bir şekilde özür dilemek için yöneldi.
      -Efendim bilmeyerek oldu. Burada elmalara bakıyordum ve birden bire elim çarptı. Özü...
      -Kardeşim sen hâlâ burada mısın gitsene başımdan.
      -Bakın kasten yapmadım. Hem kim böyle bir şeyi kasten yapar ki?
      -Birader bak tamam diyorum git işine kapama tezgahın önünü.
      İçinde şüpheyle birlikte evine doğru yöneldi. Yol boyunca düşündü. Pazarcının elmaları bilerek düşürdüğümü düşünüyor diye geçirdi aklından. Bunu bilerek yapmamıştı. Çok sert davrandı. Çünkü onunla dalga geçtiğimi düşünüyor dedi içinden. Her ne olursa olsun ona aklından geçenleri anlatmalıydı. Eve geldi düşüncelerini kontrol edemiyordu. İçi içini yiyordu. Yarın sabah ilk işi oraya gidip özür dilemek olacaktı. Bir daha hiç karşılaşmayacak olsa bile böyle biri olmadığını söylemesi gerekiyordu. O gece uyuyamadı. Sabaha kadar bir yaptıklarını düşünüyor bir de yarın söyleyeceklerini. Derken sabah oldu ve pazara doğru yürüdü.
      Sabahın ilk saatleri olsa bile pazar tıka basa doluydu. Elma tezgahına doğru yöneldi. Pazarcıya baktı. Pazarcı onu hiç görmemiş gibi davranıyordu. Artık emindi düşündüklerinde. Pazarcı ile arasını düzeltmek için iki tezgah arasına girip, seslendi.
      -Efendim ım.. hani dün hatırlarsanız eğer...
      Heyecandan kalbinin olanca hızla atmasının yanı sıra kekeliyordu.
      -Eeee, dedi pazarcı.
      -Dün hani ııı... bu bu burada duru duruyordum da birden na na naa nasıl olduysa ımm elmaları...
      -Şimdi hatırladım. Gene mi sen? Senden kurtuluş yok mu? Dalga mı geçiyorsun benimle? Unuttum gitti hatırlatıp durma.
      -Bakın efendim bile...
      Sözünü bitirmesine izin vermeden bağırdı.
      -Siktir git, siktir ol git...
      -Ne, dedi kısık ses tonuyla ve tekrarladı
      -Ne
      Neye uğradığını şaşırdı. Elleri titremeye kalbi olanca gücüyle atmaya başlamıştı. Nefes alamıyor. Göğüs kafesinin ağrısına dayanamıyordu. Tüm bu olanların ardından çaresiz ve acılar içinde başını öne eğdi evine doğru yürüdü.
      Kapıdan içeri girdi. Paltosunu çıkardı. Salona oturdu ve öldü.

______________
Anton Cehov'un bir hikayesinden uyarlamadır.

Yorumlar

  1. Çok güzeldi ama sonu tahmin edilemez salt bir gerçek. Anlayamadan bir anda oldu her şey...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bazen hayatı bir cümle kurtarır obsesyon hastaları için. sadece 'önemli değil' sözünü bekliyordu...

      Sil
  2. Basit şeyleri yapmaktan kaçarak büyük şeylere neden oluyoruz bilerek olmuyor ama oluyor işte

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bahsetsem Ne Fayda

Yazan Ve Yöneten

Dünyanın En Tahmin Edilebilir Adamı